Chick-lit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chick-lit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2015 Pazartesi

Alışverişkolik Yıldızlar Arasında / Shopaholic to the Stars

Aslında bu bir kalp kırıklığı yazısı. Bunları yazıp yazmamakta çok tereddüt ettiğim için bu kadar gecikti bu post. Son haftalarda 3 tane üst üste alışverişkolik okudum. Alışverişkolik ve Bebeği, Mini Alışverişkolik ve Alışverişkolik Yıldızlar Altında. İlk iki kitapta o kadar çok güldüm ki son kitabı okumak için sabırsızlandım. 
Ne yazık ki sonuç beklediğim gibi olmadı. Zorla okudum Alışverişkolik Yıldızlar Altında'yı. Çok sinir bozucuydu. Becky sorumsuz, hesap bilmez ya da düşüncesiz olabilir ama son kitapta çizilen portre kesinlikle Becky için uygun değildi.
Bu derece anlamsız hareket eden, Luke'a, Suze'a ve Minnie'ye veya babasına sırtını dönüp aptalca bir Hollywood işi için herşeyi ve herkesi hiçe sayan Becky fikrinden nefret ettim. Sophe Kinsella'nın son yazdığı iki kitapta hayal kırıklığı oldu benim için.
Düğün Gecesi hiç ısınamadığım bir kitaptı ama tek kitaplık bir hikaye olduğu için göz ardı edilebilirdi. Yıllardır benimsediğim Becky için çizilen son portre çok üzücüydü. Bir de hikayenin belirsiz bir noktada bitmesi ve babası ile ilgili yaratılan ama çözülmeyen gizem de hoş değildi.

Başka bir yazar ve hikaye için belki ama Sophie Kinsella kadar müthiş hikayeler anlatan bir yazarın son kitaplarındaki değişim çok üzücü. Zaten romantik komedi yazıyor ne bekliyorsun ki şeklinde yorumlar aldım hiç Sophie Kinsella okumayanlardan. Oysa ki bir Sophie Kinsella kitabı ruha iyi gelir, kahkahalar attırır. Umarım yeni kitapları son ikisi gibi olmaz.

9 Aralık 2014 Salı

Aşk Meselesi / A Question of Love


Geçtiğimiz haftayı Artemis haftası ilan etmiştim ve işte okuduğum üçüncü Artemis kitabı. 
Aşk Meselesi çıkar çıkmaz okunacaklar listeme hızlı bir giriş yaptı. Isabel Wolff'un daha önce Vintage Bir Aşk adlı kitabını okumuş ve beğenmiştim. 
Aşk Meselesi de beni üzmedi. 
Oldukça ilginç başladı, yazarın ortadan kaybolan kocayı ele alış biçimi çok başarılıydı. 
Ancak esas kızımız Laura ile eski sevgilisi Luke'un yolları tekrar kesişince hikaye sıradan hatta bezdiren bir hal aldı. 
Neyse ki bir başka eski eş olan Magda çok renkli bir karakterdi de kitabı okunabilir hale getirdi. 
Tüm olumsuzluklara rağmen hikayenin gidişi, gizemlerin ortaya çıkışı ve final çok iyiydi. Sıkılmadan zevkle okunan kitaplar arasında yerini aldı. 

17 Kasım 2014 Pazartesi

Öpücük / Kiss


İlk Jill Mansell kitabını okumamın üzerinden 2 yıl geçti. Çok eğlenerek ve severek okuduğum bir kitap olmuştu Satılık Aşk. Öpücük o günden beri almayı planladığım ama bir türlü sıra gelmeyen kitaplardandı. Son zamanlarda pek chick-litte okumadığım için unutmuştum. Tüyap olunca benim de kitap alma aşkım depreşti ve çok ihmal ettiğim Artemis kitaplarına bakmaya başladım ilk olarak. Öpücük yeni kitapların arasından bana göz kırpınca bir ara okurum nasıl olsa diye düşünerek aldım. Ve geçtiğimiz haftayı Artemis haftası ilan ederek ardarda zevkle üç kitap okudum.

Öpücük ile ilgili en büyük sorun gece başladığım kitabı sabahın ilk ışıklarına kadar elimden bırakamamış olmam. Çok eğlenerek ve acaba ne olacak diye heyecanla sayfaları çevirerek okudum. Yer yer anlamsız olaylar olsa da, "Yok artık" desem de ve "Saçmaladı ama" diye düşünsem de çok sevdiğim bir hikayeydi.

Ana karakterimiz Izzy, sorumsuz, dağınık, şarkı söylemeye bayılan ve bir gün çok ünlü olacağı hayaliyle yaşayan 37 yaşında bekar bir anne. Kızı Kat 17 yaşında ve sürekli Izzy'nin arkasını topluyor.
Gina ise harika bir ev, müthiş bir eş ve kusursuz bir hayata sahip. Ta ki kocası gelip de sevgilisinin hamile olduğunu kendisine söyleyinceye kadar, kendi rüyasını yaşıyor.
Ve elbette Sam var. En sevdiğim ve en üzüldüğüm karakter.

Bugünlerde okuyacak eğlenceli bir kitaba ihtiyacınız varsa Öpücük tam size göre.


7 Mayıs 2014 Çarşamba

Yirmiler Kızı / Twenties Girl

Son zamanlarda Sophie Kinsella ile ilgili söylediğim her şeyi unutun, hepsini geri alıyorum. Bu kitabı okuyun hatta birde üzerine 1920ler atmosferi için Midnight in Paris'i izleyin.



Sadie ve Lara'nın hikayesini sevmemek mümkün değil, Sophie Kinsella öyle karakterler yaratmış ki okurken gözleriniz önünde dans ediyorlar. Sanırım okuduğum en iyi Sophie Kinsella kitabıydı. Eğlenceli, içten,hüzünlü, kahkahalar attıran ve elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Bitmesin diye yavaş okuyayım istedim ama hemen bitti. Birazcık tebessüme ihtiyacınız varsa hemen okuyun...



28 Nisan 2014 Pazartesi

Sır Tutabilir Misin ? / Can You Keep a Secret ?


Beni yoran ve canımı sıkan onlarca şeyle boğuşurken Sophie Kinsella okumak hep iyi gelir. Bir anda havanız değişir, gülümsemeye başlarsınız, rahatlarsınız, sıkıntılar geride kalır. Bu sebeplerle de okuma şenliği için 1200 sayfa okumam gereken yazar olarak Sophie Kinsella'yı seçtim. Ne yazık ki son dönemde okuduğum kitapları beni hayal kırıklığına uğratıyor. Düğün Gecesi genel tarzından çok uzaktı ve çok sevememiştim, Sır Tutabilir Misin? de çok farklı olmadı. Evet eğlenceliydi, güldürüyordu ama bir şeyler eksikti. Sıradan bir romantik komediden farkı yoktu. Okuduğunuzda muhtemelen seveceksiniz. Ancak Pasaklı Tanrıça gibi hikayeleri okuduktan sonra eh işte diyebiliyorum. Sanırım bu tarz kitaplarla arama mesafe koymanın zamanı geldi.



17 Nisan 2014 Perşembe

Yalnız Kadınlar Sokağı / Tara Road


Yalnız Kadınlar Sokağı yıllardır okunmayı bekliyordu. Oysa ne hevesle alınmıştı. Okuma Şenliği'nde de hiç okumadığınız kadın yazar kategorisi olunca işte bu dedim. Açıkçası kitapla ilgili ne düşünmem gerektiği konusunda kararsızım. Kitabı bitirmem yalnızca bir buçuk gün sürdü ki bu aralar okuma hızımın çok düştüğü düşünülürse bu harika bir şey. Gerçi parmağımı feci şekilde kestiğim ve hiç bir şey yapamadığım için de hemen bitmiş olabilir. 
Kitapla ilgili beklentim çok fazlaydı, hakkında hep iyi şeyler duymuştum ve sürekli okumam tavsiye ediliyordu. Belki de kararsızlığımın sebebi hakkındaki yorumlar. Müthiş derin ve ayrıntılı karakterlerini okuyanlar yere göğe sığdıramıyorlardı. Hikaye gerçekten de ayrıntılı, Tara Sokağı'nın her köşesi gözümde canlandı okurken. Karakterler ise ilginçti. Ria ve Danny'den pek hoşlanmasam da kitapta gerçekten sevdiğim karakterler vardı. Marilyn gibi, Colm gibi... Sanırım beni en çok rahatsız eden ayrıntı Ria'nın özenle yemek pişirmesi ile Bernadette'in basit yemeklerinin karşılaştırıldığı satırlardı.  Bir şeyler üretmeden yaşayamadığım için kitapta ki genel tutum çok sinirlendirdi beni ve huzursuz etti. Ayrıca Marilyn'in bahçe ile uğraşması ve Colm'un lokantası ile ilgili yorumlarda aynı yöndeydi. Bende oluşan algı hazır gıda tüketilen mutlu ev ve bir şeylerin piştiği insanı bunaltan, boğan ev şeklindeydi. Sinir bozucu değil mi? Başka bir nokta ise, Marilyn... Marilyn okumaktan çok zevk aldığım bir karakter oldu ama kitabın yarısına kadar Ria ve çevresini okuyup bir anda Marilyn'in dünyasına geçince afalladım haliyle.
Yalnız Kadınlar Sokağı okuduğum ilk Maeve Binchy kitabı. Oldukça akıcı, insanı yormayan, gülümseten bir hikaye. Yazarı okumaya devam edecek miyim, bilemiyorum. Muhtemelen evde ki diğer kitabı Ruh ve Yürek okunur bir gün ama devam edeceğimi sanmıyorum.  Son zamanlarda romantik komedi tarzı kitaplardan gittikçe uzaklaşmam hatta Sophie Kinsella okurken bile sıkılıyor olmam göz önünde bulundurulursa yorumumu ciddiye almayın ve kitabı okuyun eminim seveceksiniz.



26 Ocak 2014 Pazar

The Devil Wears Prada / Şeytan Marka Giyer

Odasından çıkar çıkmaz yine titremeye başlamıştım ve bir yandan da zavallı kalbimin, yirmi üç yaşımın bu olgun çağında bütün bu olup bitenlere dayanıp dayanamayacağını merak ediyordum. Bu arada yaktığım sigaranın ateşi, beton yerine yeni Jimmys'lerimin üzerine düşmeyi ve orada için için yanmayı sürdürerek küçük, kibar bir delik açmayı başardı. "Harika," diye mırıldandım. "Gerçekten boktan bir biçimde harika oldu bu." Bugün dört eşyamı azimle paralayarak kendi kişisel rekorumu kırmayı becermiştim. Yine de işe iyi tarafından bakmaya karar verip, belki de ben dönmeden ölür, diye düşündüm. Belki, sadece belki, hiç bilinmeyen tuhaf bir nedenle birdenbire ölüp gider ve böylece hepimiz birden bu ıstırap kaynağından kurtulurduk. Sigaramı söndürmeden önce derin bir nefes daha çektim ve kendi kendime gerçekçi olmam gerektiğini anımsattım. Onun ölmesini istemiyorsun, diye düşündüm arka koltuğa kendimi atarken. Çünkü eğer ölürse onu kendi ellerinle öldürebilme ümitlerini yitirmiş olacaksın. Bu da gayet münasebetsiz bir durum olacak.



Hiç kimse için böyle şeyler düşünebileceğim aklıma gelmezdi. 2006 yılında ilk okuduğumda çok güldüğüm bu satırlar bir kaç yıl sonra hissettiklerimi anlatır olmuştu. Şimdi okurken yine güldüm ama Ö. Hanım'ı hatırlayıp ta tüylerimin diken diken olmasına engel olamadım. Miranda en azından şık, zarif ve tarz sahibiydi. Benim Miranda ise bunların hiç birine sahip olmamakla birlikte bir de korkunç bir kadındı. İş hayatını zehir edip, mobbinge resmen yeni bir anlam getirmişti. İş Hukukunu geceler boyunca ezberledikten sonra gerçek hayatta Gazi'de öğrendiklerinizin tam tersiyle karşılaşmak korkunçtu. Neyse ki o günler çok geride kaldı ve neyse ki karma var da yaptıkları Ö. Hanım'ın yanına kalmadı. 
Şeytan Marka Giyer, harika bir dedikodu romanı. Revenge Wears Prada'nın çıkışını bahane ederek bu harika kitabı tekrar okudum ve kahkahalarıma engel olamadım. Lauren Weisberger her yazdığına şans verdiğim yazarlardan. Açıkçası Şeytan Marka Giyer'den sonra yazdığı kitaplardan aynı zevki alamamıştım ta ki Chateau Marmont'ta Son Gece'yi okuyana kadar. Ama Şeytan Marka Giyer ve Chateau Mormont'ta Son Gece'yi bayılarak tavsiye ediyorum. Elinizden bırakamayacağınız çok eğlenceli kitaplar. Bu arada Şeytan Marka Giyer'in harika da bir filmi var. Okuyun, izleyin...




18 Ocak 2014 Cumartesi

İntikam Marka Giyer / Revenge Wears Prada

Yaşadığı sürece nerede olsa bu sesi tanırdı. Arayan kişiye özel kaydedilen o modası geçmiş melodi. Yalnızca çok uzun süredir bunu duymamıştı ve... birden her şey anlam kazandı. Çantasından telefonu çıkarmadan önce göreceği şeyin ne olduğunu biliyordu ama telefon ekranında arayan kişi ibaresinin yanında o iki kelimeyi görünce yine de şaşırdı:
                                   MIRANDA PRIESTLY




Andy, Emily, Nigel, Lily, Christian ve elbette Miranda Priestly geri döndü. 
Paris macerasının üzerinden 10 yıl geçmiş ve Andy'nin yeni bir hayatı var üstelik evlenmek üzere Max ile. Emily en yakın arkadaşı ve iş ortağı. Her şey farklı, her şey çok yeni. Heyecanla aldığım kitabı bir türlü okuyamamıştım. Okumaya başlayınca 2 gün sonra Altın Kitaplar baskısının çıkacağını gördüm, çevirisini alıp okumaya karar verdim. Elime alınca da bir daha bırakamadım ve aynı gün bitirdim. Eğlenceli, sempatik bir hikayeydi.Emily'nin değişimi inanılmazdı, Andy'nin yeni hayatı sürprizlerle doluydu. Ancak kitabı bitirince fark ettim ki bu hikaye Andy ve Miranda'nın yeni macerası değil, Şeytan Marka Giyer'in devamı değil. Sadece tanıdık isimlerle yazılan çok keyifli bir Lauren Weisberger kitabı. Kitabı mutlaka okuyun çok seveceksiniz. Ancak lütfen Devil Wears Prada ile kıyaslamayın, hayal kırıklığına uğrarsınız. 

11 Ocak 2014 Cumartesi

Düğün Gecesi / Wedding Night

Geri dönmeyin. Hep böyle derim onlara. Aman geri dönmeyin.
Gençlik, bıraktığınız yerde kalır, öyle de kalmalıdır. Hayat yolculuğunda yanınıza almaya değer her şeyi zaten almışsınızdır.


Lottie evlenmek istiyor, hem de çok. Erkek arkadaşının kendisine evlenme teklif etmek üzere olduğundan da adı gibi emin. Ablası Fliss ise kabus gibi bir boşanmayla boğuşuyor ve kardeşinin de aynı cehenneme düşmesini asla istemiyor. Ve tüm bunları Sophie Kinsella yazıyor. Sonuç, gülmek garanti ve çok seveceğim bir kitap beni bekliyor. Ne yazık ki olaylar nasıl Lottie'nin hayal ettiği gibi gelişmediyse benim hayallerim de suya düştü. Lottie'ye bir türlü ısınamadım, ablası çok sinir bozucuydu. Erkek karakterlerden de pek hazetmedim. Sophie yazdıysa vardır bir bildiği diyerek devam ettim. Olayların ilerleyişi de beni bunalttı. Konu ortada işte başlarına da gülmemiz gereken felaketler geliyorda nedense gülmek yerine daraldım. Alıştığım sevdiğim Sophie Kinsella tarzından biraz uzaktı. Sanırım konu beni pek sarmadı, üstüne üstlük çok gereksiz uzatılmıştı. Kitap elbette sonradan kendini topladı ama sonlara doğru. Son 10 sayfayı sevdim sadece. Eminim son sayfaları Sophie Kinsella yazmış. Muhtemelen beklentim çok fazlaydı ve hayal kırıklığına uğradım. Çeviri her zaman ki gibi harikaydı. Bige Turan çok iyi bir çevirmen. Mutlaka okuyun bayılacaksınız diyemiyorum. Ama bir şans verin belki siz seversiniz.

29 Ekim 2013 Salı

Beni Hatırladın Mı? / Remember Me?


Lexi berbat bir trafik kazasının ardından hastanede gözlerini açıyor. Ona göre sene 2004. Kendisi 25 yaşında ve çarpık dişli biri. Gerçekte ise sene 2007, Lexi çok başarılı ve evli hatta artık çarpık dişleri de yok. Öğrenmesi, anlaması gereken çok fazla şey var. Ah tabii birde büyüleyici bir kocası var.
Moralim bozuk olduğu zamanlarda genelde Sophie Kinsella okurum. Bu kitabı da hiç iyi hissetmediğim bir günde okudum. İlk sayfadan son sayfaya kadar beni güldürdü, düşündürdü. Sanırım son zamanlarda okuduğum en iyi Sophie Kinsella kitabıydı. Bu türü sevmiyorsanız bile bence bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz. Neleri değiştirdiğine inanamayacaksınız...
Okuyun, okuyun, okutun...

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Vintage Bir Aşk / Vintage Affair

                           Her elbisenin bir hikayesi var. Her kadın gibi... 


İsim sizi yanıltmasın bu hikaye kesinlikle bir aşk hikayesi değil. Hayata dair, geçmişe dair, karanlık günlere dair gülümseten, hüzünlendiren bir hikaye. İç içe geçmiş yaşamlar, benzer hikayeler, pişmanlıklar, keşkeler... Peri masallarını anımsatan elbiseler ve arkalarında ki göz yaşı dolu hikayeleri anlatıyor. Phoebe 33 yaşında hayallerini gerçekleştirerek kendi vintage mağazasını açıyor. Elbiselerini satmak isteyen yaşlı bir Fransız, sevgilisinin istediği elbiseyi giymek zorunda kalan genç bir kadın, hayallerinin elbisesi için çabalayan gencecik bir kız ve her istediği altın tepsiyle sunulan sorunlu bir kız. İçiçe geçmiş onlarca yaşam ve bronz renkli özel bir şapkanın hikayesi. İçinizi ısıtan, gözlerinizi dolduran, gülümseten umutla ve gözyaşıyla dolu, derin, hassas, sıcacık bir kitap Vintage bir Aşk. Ne olduğunu anlamadan bitti, bir çırpıda okundu ve hemen seveceğine inandığım yakın bir arkadaşa ödünç verildi. Okuyun, pişman olmayacaksınız.

30 Haziran 2013 Pazar

Chateau Marmont'ta Son Gece

Kitaplarımı okuma sırasına koyduğum zaman ya da liste yaptığım zaman sinirim bozuluyor. Okumayı çok istediğim kitaplara bile sinir olmaya başlıyorum. Geçen yıldan baş ucumda okunmayı bekleyen kitaplar var hala. Bu hafta yasaklı kitaplar etkinliğine katılınca kendime 3 kitap belirlemiştim okumak için. İlkini okudum hemen ama ikinciye gelince sıra bana bir haller oldu tabii. En sonunda bu aralar çok ciddi kitap okuduğuma ve bunaldığıma karar verdim. Tabii ki bahane o ikinci kitabı okumayacağım ya. Neyse sonuç iyi oldu en azından. İlk çıktığında ön siparişle alıp sonra unuttuğum sevgili kitabımı gördüm. İyi ki de görmüşüm. Sabaha kadar kıkırdadım. Lauren Weisberger çok sevdiğim yazarlardan. Özellikle Şeytan Marka Giyer iş hayatımı inanılmaz kolaylaştırmıştı. Çekilmez ve korkunç bir bölge müdürüm vardı Ö. hanım diyelim kısaca kendisine. Elbette Miranda gibi müthiş bir kadın değildi hatta onun tam tersi bir zarafete sahipti ama eziyet etme konusunda Miranda ile yarışırdı. Onunla başa çıkma konusunda da bana çok yardımcı olmuştu Miranda ile Andrea. Tamam konuyu yine çok dağıttım hemen kitaba geliyorum. Chateau Marmont'ta Son Gece, Brooke ve Julian'ın komik biraz üzücü ama çok eğlenceli hikayesini anlatıyor. İki işte birden çalışıp kocasının hayallerini gerçekleştirmesi için sınırsız çabalayan bir kadın Brooke ve bir gece de hayatları bir anda değişir. Artık turneler, paparazziler ve televizyon programları ile uğraşmak zorundadırlar ve bu hiç te kolay olmayacaktır. Brooke ve Julian çiftini çok sevdim. Özellikle Brooke'a bayıldım. Sanırım bana One Tree Hill dizisinin en sevdiğim çifti Brooke Davis ve sevimli kocası Julian Baker'ı hatırlattılar. Sıkılıp bunaldığınız bir dönemde ya da keyifle geçirmek istediğiniz zamanlar da okumak için harika bir kitap. Sizi pişman etmeyecek çok keyifli bir hikaye mutlaka okuyun.



Çok Çok Fena Spoiler:
Brooke ile Julian'ın evliliği bitmiş olsaydı ya da Brooke işini, hayallerini bırakıp kocasının hayranı şeklinde yaşasaydı sanırım çok sinir olacaktım. Julian'ın ailesinin tavrı beni çok eğlendirdi hele Julian gerçekten ünlü ounca attıkları mail inanılmazdı. Çok güldüm bu kitabı okurken. Gerçi bir ara basına haberleri sızdıranın Nola olduğundan şüphelenmiştim ama haksızlık yapmışım kızcağıza.

27 Nisan 2013 Cumartesi

Kağıt Kız / La Pille De Papier

" Fırtınalı bir gecenin ortasında, sırılsıklam ve çırılçıplak, terasımda belirdi.
- Nereden çıktınız siz?
- Düştüm.
- Nereden düştünüz?
- Kitabınızdan düştüm. Hikayenizden düştüm yani!."

Kitabı alalı 2 yıl okuyalı ise nerdeyse 1 yıl oldu. Bugün bir arkadaşım kitap ile ilgili düşüncelerimi sorunca bu yazıyı yazmaya karar verdim. Tanıtımlarını görür görmez almıştım Kağıt Kız'ı yazarın diğer iki kitabıyla birlikte. Daha sonra farklı serileri okumaya başladığım için de unuttum kaldılar öylece kitaplıkta. Arka kapak yazısı nedeniyle romantik- fantastik bir kitap olduğunu düşünüyordum. Yazarın anlatımını sevdim. Gerçekten de Marc Levy'nin tarzını andırıyor. Aslında hikaye ve fikir güzeldi. Karakterlerin üzerinde iyi düşünülmüş, geçmişleri ayrıntılı anlatılmıştı. Hikayenin başlangıcı güzel ve etkileyiciydi. Masalsı bir anlatım vardı ama ne yazık ki bu şekilde devam etmedi. Evet kitap güzeldi ve okuduğum için pişman değilim. Ancak kitabın gittiği yön ve sonu beni mutlu etmedi. Sürpriz bir finaldi belki ama başladığı gibi bitseydi çok daha iyi olacağına inanıyorum. Bu kitaptan çıkardığım en önemli ders 'bir yazarı hiç okumadıysan bütün kitaplarını bir arada sakın alma!' oldu. 
" İlham perisini kaybeden ünlü yazar Tom Boyd'un hayatına aniden romanlarının kahramanı Billie girer. Billie güzeldir, umutsuzdur ve eğer Tom yazmayı bırakırsa ölecektir."

22 Nisan 2013 Pazartesi

Zaten Onu Hiç Sevmedim ki / I Never Fancied Him Anyway

"Stiletto kadını kendi ayakları üstünde durur.Her daim şık, bakımlı ve seksidir. Kız kıza sohbetlere bayılır. Ve hayatının aşkını bir gün bulacağına tüm kalbiyle inanır."

Doğan kitap "Stiletto" serisini bu kelimelerle tanımlıyor. Seriden okuduğum ikinci kitap Zaten Onu Hiç Sevmedim ki. Seri olmasına bakmayın farklı yazarlar ve kitaplardan oluşuyor. Chick-lit okumayı çok seviyorum ama nedense bu kitabı o kadar sevemedim. Konusu eğlenceliydi, çeviri de kusursuzdu. Sanırım bana birazcık sıradan geldi. Ancak yazarın başka kitaplarını okumadan çok fazla eleştirmek istemiyorum. Sanırım olayların çok çabuk bağlanması ve bir anda karışması aceleye geldi izlenimi oluşturdu bende. Daha fazla bir şey yazarsam spoiler olacak. arka kapak yazısı konuyu anlatıyor zaten :)

Cassandra ile tanışın!
28 yaşında...
Güzel ve zeki...
Meşhur Tattle dergisinde kendine ait bir köşesi bile var.
Yalnız kalplere aradığı aşkı bulamayanlara bu köşeden rehberlik ediyor.
Doğuştan gelen önsezi yeteneğiyle okurlarına inanılmaz tavsiyelerde bulunuyor. Nasıl derler bir tür psişik kendisi. Bir sabah en yakın arkadaşlarından, İkoncan Charlene, gönlünü Kanal 7'nin yakışıklı yapımcısı Jack Hamilton'a kaptırdığını ilan ediyor ve işte o anda olanlar oluyor...
Cassandra'nın psişik yetenekleri adeta bir lanete dönüşüyor.
Neden mi?
Çünkü sezgileri ona Jack'le asıl büyük aşkı kendisinin yaşayacağını söylüyor...

18 Mart 2013 Pazartesi

Kırık Kalpler Tamircisi / The Secret of Joy


Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu'nu çok sevmiştim. Hala aklıma geldiğinde  yüzümde bir tebessüm oluşturur. Haliyle yazarın yeni kitabının çıktığını görünce hemen alıp okumak istedim :) 
Akıcı, sıkmayan, eğlenceli bir hikayeydi. Ancak Aşk Tanrıçası'nın Yemek Okulu'nu referans alıp okumanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. O benim için 10 üzerinden 8-9luk bir kitaptı bu ise en fazla 6. Evet okurken eğlendim, sıkılmadım ama bir şeyler eksikti kitapta. Sürekli olarak bir yerde yanlış olduğunu düşünerek okudum. Rebecca çok sevdiğim bir karakter olmadı. Joy daha ilgi çekiciydi, sanki öykü baştan savma yazılmış gibiydi. Elbette sonunu tahmin edebiliyorsunuz ama hadi bitirelim tarzında apar topar bir son çok hoşuma gitmedi. Karakterler biraz yüzeyseldi. Ah kitabın adıyla ilgili problemlerim de var tabi. Neden Kırık Kalpler Tamircisi ? Hikayeye çok uygun bir isim olduğunu düşünmüyorum hem orijinal ismi varken kendimize göre isim vermenin hiç bir anlamı yok. Chick-lit tarzı kitapları çok seviyorum. Bu kitabı rafta görüp almış ve okumuş olsaydım bu hayal kırıklığını yaşamazdım muhtemelen. Tek olarak ele aldığınız zaman sıcak, eğlenceli, gülümseten bir hikaye. Kitabın bitmesi için bir kaç saat yeterli. Elinize alınca bırakmak istemiyorsunuz çünkü. Bu tarz kitapları sevenler bunu elbette okumalı. Gerçekten iyi vakit geçirten bir kitap. Ama benim gibi yazarın ilk çıkan kitabına bayılıp ta aldıysanız hayal kırıklığı yaşamanız kaçınılmaz. Biraz insafsızca eleştirdiğimi hissediyorum kitabı ama gerçekten içime sinmedi. Seinfeld göndermeleri eğlenceliydi ama sonlara doğru black honey rujun özellikle belirtilmesinden bile hoşlanmadım ki Clinique Black Honey sevdiğim bir ruj. Büyük bir hevesle aldığım bir kitap olduğu için biraz üzüldüm. Sanırım Melissa Senate adını görünce bundan sonra hemen koşmayacağım :( 

24 Şubat 2013 Pazar

İhtişam / Splendor


Ve Lüks Serisi de bitti. Sevdiğim tek historical bu seriydi , tabi chick-lit tarzında olmasıyla da ilgisi olabilir :) İhtişam serinin 4. kitabı. ( Lüks, Fısıltılar, Kıskançlık ve İhtişam ) Elime aldığımda bitirmeden rahat edemediğim bir seri oldu Luxe Serisi benim için. Bir 4 kitap daha yazılsa seve seve okurdum :) Historical romance türünü pek sevmiyorum. 19- 20 yaşında evlenen kızlar  falan beni biraz sıkıyor. Ancak başta da dediğim gibi bu seri daha chick-lit tarzıydı. Gossip Girl'ün 1900 yılında ki versiyonu gibi. Hikayemiz 1899-1900 yıllarında New York' ta geçiyor. Esas kızımız Elizabeth Holland'ın hikayesiyle başlıyor, ardından Penolope Hayes, Diana Holland ve son olarak ta Carolina Broad ile bitiyor. Her ne kadar esas kız Lizzie gibi görünse de bence asıl hikayenin kahramanı Diana. Hayata bakışı, kuralları umursamayışı, saf ve büyük aşkıyla hemen kalbimi kazandı. Holland ailesi köklü bir aile, ancak Bay Holland'ın ani ölümü ile ekonomik sıkıntılar başlıyor. Bayan Holland hem ailesini korumaya, hem durumu düzeltmeye, en önemlisi de bu sıkıntıları sosyetik çevresinden saklamaya çalışıyor. Ve bunun en iyi yolu elbette büyük kızı Elizabeth'i iyi bir kısmetle evlendirmek : Henry Schoonmaker. Penelope Hayes, Elizabeth Holland'ın en yakın arkadaşı ancak yeni zengin bir ailenin kızı, sosyetede yerini sağlamlaştırmak, onlardan biri olmak istiyor.
Bu satırları ilk 3 kitabı okuduğunuzu düşünerek yazıyorum eğer okumadıysanız çok ciddi SPOİLER içeriyor!
Lüks, Lizzie'nin ölüm ilanı ile başlamıştı, Carolina Broad sadece küçük yardımcı Lina idi. Penelope Schoonmaker henüz Penelope Hayes idi. Henry sadece Lizzie'nin nişanlısıydı, Diana ise küçük kız kardeş.
Lizzie Will ile kaçtı, Penelope ölü görünmesine yardım etti ve Henry ona kaldı. En azından Bayan Hayes böyle olduğuna inanıyordu ancak Henry küçük kız kardeşe aşık olmuştu.
Fısıltılar' da Lizzie ve Will geri döndüler ancak Will öldürüldü.
Kıskançlık Diana ile Henry'nin ilişkisini ortaya çıkardı. Elizabeth babasının ortağı ile evlendi, Teddy askere gitti ve en önemlisi Lina, Carolina Broad olarak sosyeteye adım attı. Ah tabi bu arada Diana, Neşeli Delikanlı köşesine bol bol haber yarattı :) Offff  Kıskançlık öyle bir yerde bitmişti ki sinir olmuştum ve çok uzun süre son kitabı beklemiştim. Gelelim İhtişam'a...
Tadında bitirilmiş dolu dolu bir kitap okudum. Bitmesi yalnızca bir gün sürdü. Eğlenceli, yer yer hüzünlü ama çok güzel bir kitaptı. Bu arada çeviri ile ilgili söylemek istediğim bir şeyler de var. Bige Turan çevirmeni kitapların ve müthiş bir iş çıkarmış. Bir kitap ancak bu kadar sıcak, içten ve akıcı çevrilebilir. Kendisine çok teşekkürler.Ve son söz olarak umarım Artemis yazarın diğer serisini de çevirir.



Çok Fena Spoiler:
Diana ile Henry'nin ayrılığı beni üzmedi açıkçası ancak Henry'nin Penelope'den boşanmamasına çok sinirlendim. Penelope Hayes'ten hiç hoşlanmıyorum. Lizzie ve Teddy minik Keller ile mutlu bir aile oldular ve Hollandlar ekonomik sorunlarını aştılar. Diana ise yaşaması gereken hayata yelken açtı. Lizzie'ye hediye gelen Tiffanys emzik çok hoş bir ayrıntıydı. Kocasının yaptıklarına engel olamayacaklar diye çok korktum okurken. Ah ama keşke sevgili halaları için de daha güzel bir son yazılmış olsaydı.

Anna Godbersen
Artemis Yayınları

Yeni başlangıçlar.

Sok edici haberler. 
Beklenmedik sonlar. 

Sosyetenin yeni gözdesi Carolina Broad, geçmişinin ateşini yakarken, bunun geleceğini nasıl etkileyeceğinden habersizdi. Penelope Schoonmaker ise Manhattan sosyetesine adım attı atmasına ama gerçek bir prens şehre gelince, o da gerçek bir taca imrenecekti!


Çoksatan "Lüks" serisinin bu müthiş romanında, New York sosyetikleri rüyalarını kovalıyor, vaatlere tutunuyor ve kaderle aşık atıyor. Toplum, şehrin en köklü ailelerine ve en yeni zenginlerine ne olacağını merakla izlerken geriye bir soru kalıyor: Yıldızları sönüp yok mu olacak, yoksa her zamankinden de parlak mı ışıldayacak?


"Gizem, romans, kıskançlık, ihanet, mizah ve muhteşem tarihi ayrıntılar. 

Lüksü elimden bırakamadım."
Cecily von Ziegesar, Gossip Girl'ün yazarı

15 Şubat 2013 Cuma

Numaran Bende Var / I've Got Your Number




Moraliniz mi bozuk? Depresyona mı giriyorsunuz? Psikoloğa, ilaçlara gerek yok. Hemen bir Sophie Kinsella kitabı alın elinize bakın bakalım dert, tasa kalıyor mu? Romantik komedi - Chick-lit tarzı kitaplara haksızlık yapılıyor. Açıkçası kitaplarıma çerez, atıştırmalık, sahil kitabı falan diyenlere çok sinirleniyorum. Herkesin istediğini okuma özgürlüğü var! Ayrıca birazcık kıkırdamanın kime ne zararı var ki değil mi ama?
Normalde Sophie Kinsella kitaplarını çıkar çıkmaz alıp stokluyorum. Böylelikle hala okunmamış bir sürü kötü gün kitabım oluyor :) Nedense bu kitap da aynısını yapamadım ve hemen okudum. Numaran Bende Var bayıla bayıla okuduğum, elimden bırakamadığım ve çok eğlendiğim bir kitaptı. Esas kızımız Poppy aile yadigarı nişan yüzüğünü kaybediyor, ancak bunu tabii ki nişanlısına söylemiyor ve müthiş bir eğlence bizi bekliyor. Ah birde dipnotlar var. Bu kitabı Foucault Sarkacı'ndan hemen sonra okuduğum için dipnotlar çok etkiledi beni :) Poppy'nin dipnot anlayışı biraz farklı tabi, ama yazdıkları süperdi. Magnus'un ailesi ile scrabble macerası var ki anlatmaya kelimeler yetmiyor. Bir çırpıda okunan bol kahkaha attıran bir kitap. Halka açık alanda pek okumanızı tavsiye etmem, kendi kendinize gülmenizi insanlar çok hoş karşılamıyorlar :) Poppy beni çok eğlendirdi umarım sizi de mutlu eder :)


Çok Pis Spoiler:
Magnus ve ailesinden nefret ettim kitap boyunca, Poppy'e ise çok sinirlendim kendisine öyle davranmalarına izin verdiği için. Hele ki magnus'un annesinin en son yüzük olayı çıldırttı beni. Ah Poppy'nin Sam ve babasının arasını düzeltme çabaları müthişti, hatırladıkça kahkaha atıyorum.Gerçi Sam'in başına açtığı tüm sorunlar çok iyiydi. Sam, Poppy'nin çevresiyle ilişkisini değerlendirirken, herkese gereğinden fazla iyi davrandığını, anlamsız bir nezaket gösterdiğini ve kendisini sevdirmeye çalıştığını söylüyordu. Tabii düğün organizatörünün Poppy'e nasıl davrandığını düşünürsek ne kadar haklı olduğu ortada. Kitap da empati yapmama neden olan, durup düşünmemi sağlayan şeyler de vardı. Sanırım bu kitabı sadece romantik komedi olarak değerlendirip bir kenara atmak doğru değil.
Sophie Kinsella
Artemis Yayınları

Bravo bana! Kaybettim :( Şu dünyada kaybetmemem gereken tek şeyi kaybettim. Nişan yüzüğümü! Magnus’un üç nesillik aile yadigarı.
Ve şimdi, tam da annesiyle babasının döndüğü gün kaybettim. Kaybetmek için o günü buldum. Derin derin nefes al, Poppy.
Olumlu düşün :)
Bir hayır yemeğinde kızlarla iki kadeh şampanya devirdikten sonra Poppy’nin hayatı bir anda tepetaklak oldu. Yalnızca nişan yüzüğünü kaybetmekle kalmadı, arkasından yaşanan panikte cep telefonundan da oldu. Titrek bacaklarla otelin lobisinde dört dönerken, bir çöp kutusunda terk edilmiş bir telefon buldu. E, mal bulanındır demişler! Artık otele bir numara bırakabilirdi. Kaderinde vardı demek ki!
Tek sorun şuydu ki, telefonun sahibi iş adamı Sam Roxton, onunla aynı fikirde değildi. Cep telefonunu geri istiyordu ve Poppy’nin, tüm mesajlarını okumasından ve özel hayatına burnunu sokmasından hiç hoşlanmamıştı. Üstüne üstlük yüzüğü bulana kadar Poppy’nin tek elle idare etmesi gerekecekti (!) Düğün hazırlıkları, Sam’in geçici asistanlığı vazifesi ve başına bizzat açtığı türlü belalar yüzünden işler iyice karışacaktı.

14 Şubat 2013 Perşembe

Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu / The Love Goddess' Cooking School



Güzel bir şarap açın, kadehinizi doldurun ve başlayın okumaya. Sıcacık, gülümseten, gözlerinizi dolduran bir kitap Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu. Bitirmeden uyuyamayacaksınız garanti ediyorum. Camilla'nın hikayesiyle hüzünlenecek, Holly'ninkiyle gülümseyeceksiniz. Atıştırmalık, çerez, boş gibi yakıştırmalar yapanlar kesinlikle bu kitaba haksızlık ediyorlar. Mutlaka okunması gereken sevimli bir hikaye ben çok sevdim, tavsiye ettiğim herkes çok sevdi. Ah unutmadan bu akşam spagettinize bir tutam kahkaha eklemeyi unutmayın:)
ÇOK FENA SPOILER:
Kitabı okurken Simon ile Tamara için nasıl sevindim anlatamam. Hele Liam ile Holly'nin beraber olmasını sizde istemediniz mi? Gerçekten sıcacık bir hikayeydi. Bu satırları yazarken bile tebessüm oluşturuyor yüzümde. Mia, Holly'e kırıldığında içim parçalandı, hele Camilla'nın öyküsü... Geçtiğimiz yıl okuduğum en iyi kitaplardan biriydi Aşk Tanrıçasının Yemek Okulu.









Melissa Senate
Martı Yayınları
Holly aşk ve iş hayatında yaşadığı sorunlardan kaçmak için bir sığınak gibi gördüğü Mavi Yengeç Adasındaki Aşk Tanrıçasının Yemek Okulunu işleten büyükannesinin yanına döner. Kısa süre sonra çok sevdiği büyükannesinin ölümüyle ona sunulan yeni hayata sımsıkı sarılır. Fal bakma yeteneği ve muhteşem yemekleriyle adada oldukça ün yapmış büyükannesinin bu mirası Hollynin tutunacağı güçlü bir dal gibidir. Bu görev aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir ada halkına umut dağıtıp yaşam gücü veren Aşk Tanrıçasının Yemek Okulunu ayakta tutmak zorundadır. Bu konuda yeteri kadar tecrübesi olmayan Hollynin elinde ona yol gösterecek iki şey vardır büyükannesinin dilek ve hatıralarla yarattığı muhteşem yemeklerle dolu tarif defteri ile masalsı bir geçmişe ışık tutan günlüğü...

31 Ocak 2013 Perşembe

Alışverişkolik ve Evlilik / Shopaholic Ties the Knot




Arka Kapak
Bir kereliğine de olsa Becky Bloomwood’un hayatında her şey süt liman kıvamdaydı: Kişisel alışveriş danışmanı olarak hayallerindeki işe kavuşmuştu (başka insanların parasını harcayıp bir de üstüne maaş alıyordu). Erkek arkadaşı Luke ile Manhattan’da muhteşem bir evde oturuyordu. Hatta birlikte ortak hesap bile açmışlardı (hoş, bir Miu Miu etek, ev gideri sınıfına girer mi girmez mi konusunda henüz fikir birliğine varamamışlardı ama olsun). 

Derken Luke evlenme teklif etti –ve birdenbire hayat tam bir keşmekeşe dönüştü. Becky’nin annesi, kızının Oxshott’ta evlenmesini ve eski moda, fırfırlı gelinliğini giymesini istiyordu. Luke’un annesi, son derece birinci sınıf, şık ve aşırı pahalı bir New York düğünü yapmak istiyordu, gerekirse New York Filarmoni Orkestrası bile emirlerine amadeydi. 

Becky arkasına yaslanıp karar vermek zorunda olduğunun farkındaydı –ama doğrusu, pasta tatmalar, gelinlik denemeler ve çeşitli mağazalarda hediye listeleri oluşturmalar çok eğlenceliydi. Saat tıkır tıkır işliyor, okyanusun iki tarafında da planlar son hızla devam ediyordu ve Becky çok geçmeden başının dertte olduğunu keşfedecekti... 

Alışverişkolik Becky sonunda evleniyor...
Eee, hayatta bir kere olacak bir şey, değil mi? 




Becky'nin evlilik macerası da bitti. Alışverişkolik ve Evllik, Alışverişkolik serisinin 3. kitabı. Kitabı okumam ortalama 3 gece sürdü. Genellikle gün içinde kitap okumaya fırsatım olmuyor. 3 gece uzun mu aslında tabii ki değil ama ilk iki kitapla karşılaştırılınca bana biraz fazla geldi. Ayrıca bu ayki ikinci Kinsella kitabım alışverişkolik ve evlilik. Sophie Kinsella'ya bayılıyorum, kitapları da hemen okumayıp zamana yaymayı tercih ediyorum. Zor zamanlarda hali hazırda bir kaç Kinsella olmalı değil mi ama? 
Becky Bloomwood çok sevdiğim bir karakter ama nedense Alışverişkolik ve Evlilik beni diğer kitaplar kadar sarmadı. Çok sevdim ve evet severek okudum ama bazı yerlerde çok yoruldum ve bunaldım. Serinin 3. kitabı bu kitap ancak ben seriyi sırayla okumadığım için (Benim suçum değildi karışık bulmuştum, ayrıca iki farklı yayınevinden çıktı kitaplar). 5. alışverişkolik kitabım. Evlilik hazırlıklarıyla ilgili olması beni bunalttı sanırım. Yeni düğün hazırlığından çıkmış bir insan olarak gelinlikler, davetiyeler, pastalar içimi sıktı. Tabii ki yine kıkırdayarak okudum kitabı ve eğlendim. Sadece Alışverişkolik ve Amerika Rüyası gibi elimden bırakamadan okuduğum bir kitap olmadı. Spoiler vermek istemediğim için çok ayrıntıya giremiyorum. Ama bazen Becky'i boğazlamak istiyorsunuz, hazırlıklı olun. Luke için çok üzüldüm ancak yer yer çok da sinir oldum Luke'a. Ah tabii Suze da var bol bol kitapta. Becky, sakarlıkları, ayakkabıları sizleri bekliyor.
Bol Kinsella'lı bol kahkahalı günler :)

27 Ocak 2013 Pazar

Carrie Günlükleri / Carrie Diaries

Carrie Diaries sanırım 14 Ocak'ta başlamış ancak ben bir kaç gün önce duydum :) Büyük bir hevesle izlemeye oturdum tabii malum "666 Park Avenue" iptal edildi. Bana da izleyecek yeni bir şeyler lazım Gossip Girl de bitti. İlk iki bölüm fena değildi, açıkçası Carrie Bradshaw kimdir nedir bilmesem izlemezdim. Klasik liseli gençler havasındaydı. Neyse dizi bitince kaderine terk edilmiş kitapları geldi aklıma ve hemen elime aldım okumaya başladım. Carrie Diaries'i Türkçe' ye çevrilmeden almış yarısına kadar okuyup bırakmıştım. Sebebini hatırlamıyorum bile. Daha sonra Summer and the City'i aldım okumadım. Neyse Carrie Günlükleri'ni sonunda okudum ve bitti. Eğlenceli sıkmayan bir kitaptı. Son sayfaya gelene kadar devamının bir ara okurum diye düşünüyordum ama son satırla kalbimi kazandı kısa sürede okunacak. Ancak kitapla ilgili düşüncelerim de diziden çok farklı değil. Mesela çevirisini almayı düşünmüyorum. Ve ben kitaplarımı Türkçe okumayı seviyorum ayrıca da Artemis Yayınları'na bayılıyorum :) Eğer Sex and the City'i izlemediyseniz, okumadıysanız ya da yolunuz bir şekilde Carrie Bradshaw, Samantha Jones, Charlotte York, Miranda Hobbes ve elbette ki Mr. Big ile kesişmediyse çok seveceğiniz bir hikaye olduğunu sanmıyorum :)




Candace Bushnell
Artemis YayınlarıCarrie Günlükleri bizim kuşağın en ikonik karakterlerinden birinin ergenlik öyküsünü anlatıyor. Sex and the City'den önce Carrie Bradsaw, daha fazlasını istediğini bilen küçük bir kasaba kızıydı. Hayata atılmaya hazır hissediyordu kendini. Ancak kolejdeki son senesiydi ve halletmesi gereken işler vardı.O güne kadar Carrie ve arkadaşları hiç ayrılmamıştı. Fakat Sebastian Kydd'ın gelişi her şeyi bozdu. Arkadaşlarından birinin ihaneti, Carrie'ye o güne kadar yaşadığı pek çok şeyi ve hayatı sorgulattı. Unutulmaz karakterleriyle Carrie Günlükleri sıradan bir genç kızın nasıl olup da kendi hakkında düşünmeye başladığını ve sonunda sivri ve her şeyi gören bir yazara dönüştüğünü anlatıyor. Okuyucular Carrie'nin ailesiyle tanışacak, bir yazar olarak anlatıcı sesini bulmasına şahitlik edecek. Dahası ergenlik döneminde yaşadığı arkadaşlık ve ilişkilerin onda bıraktığı izleri takip edebilecekler.

Cüretkar ve güçlü maceralar eşliğinde Carrie'yi yeni bir hayata başlayacağı, o çok sevdiği New York'a sürükleyenin ne olduğunu göreceğiz.