Dünya Klasikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Klasikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Temmuz 2014 Pazartesi
On İkinci Gece / Twelfth Night, Or What You Will
Viola ve Sebastian ikiz kardeşlerdir ve bir kaza sonucu birbirlerini kaybederler. Viola erkek kılığına girerek bir Dük'ün yanında çalışmaya başlar. Dükün büyük aşkı Olivia, Viola'ya, Viola ise Dük'e aşık olur. Ve bir gün Sebastian geri döner. Çok eğlenerek okuyacağınız harika bir romantik komedi. Zaten William Shakespeare tarafından yazılan bir şeyin kötü olma ihtimali var mı?
15 Haziran 2014 Pazar
Uğultulu Tepeler / Wuthering Heights
Uğultulu Tepeler'in hangi filmini izlersem izleyeyim hiç bir zaman içime sinmez. Hep bir şeyler eksiktir sanki. Hayalimdeki Heathcliff o kadar farklıdır ki kim olursa olsun eksik alır. Elbette Cathy için de geçerlidir aynısı... Hep memnuniyetsizlikle izlerim, kalbim kırılır. Herkesin kendi Heathcliff'i ve Cathy'si vardır. Perdedeki uymaz bir türlü hayallere... Çevirilerini okurken bile kitabın, aynısını hissederim, bir şeyler eksilmiştir, hiç içime sinmez.
Dünyanın en güzel hikayesidir Wuthering Heights, mutlu bir aşk değildir elbette, kalp kırar. Karanlık, hüzünlü, depresif bir hikayedir. Kasvetlidir Uğultulu Tepeler. Huzur bulamayan ruhların dramını anlatır. Rüzgarların uğultusunu duyarsınız okurken, karanlık ve nefret içinize işler. Heathcliff'i seversiniz, Heathcliff'ten nefret edersiniz, Heathcliff için üzülürsünüz. Onların ruhlarıyla huzur bulur sizin de içiniz.
Hastalıklı bir aşkın ne olursa olsun tatmin etmeyen intikamını anlatır. Ne yazık ki daha fazla yazmamış Emiy Bronte, tek kitabı Wuthering Heights. İlk basıldığında yer yerinden oynamış uygunsuzluğu sebebiyle. Gotik edebiyatın en güzel örneklerinden biridir Wuthering Heights, tepedeki evde çaresizce izlersiniz karakterleri, anlayamazsınız yaptıklarını Heathcliff'in, kabullenemezsiniz ama kızamazsınız da ona, üzülürsünüz yalnızca...
25 Nisan 2014 Cuma
Kamelyalı Kadın / La Dame Aux Camelias
Okuma Şenliği bahanesiyle bu ay dünya klasiklerinin tadını çıkarıyorum. Bu satırları yazarken mesela Anna Karenina'yı okuyorum. Şenlik için okuyacağım son kitap ise en sevdiğim, önce okuyup, ardından filmini izleyeceğim. Elbette ki Wuthering Heights. Bir bahane yaratıp devamında da Dostoyevski okusam süper olacak.
Kamelyalı Kadın okuduğum en içten aşk hikayesini anlatıyor. Marguerite ile Armand'ın hüzünlü aşkını. Bir çırpıda okunan, iç acıtan bir aşk hikayesi. Anna Karenina için en büyük aşk hikayesi denir genellikle, bence Kamelyalı Kadın çok daha hüzünlü, etkileyici, iç burkan, gerçek bir aşkı anlatıyor. Anna Karenina'da Vronski, Armand kadar aşık, Armand kadar fedakar değildir. Ardına bakmadan yoluna devam eder. Armand ise Marquerite'den hiç bir zaman vazgeçmez, elbette hatalar yapar ancak aşkına hep sahip çıkar.
Marquerite, çok etkileyici bir karakter, naif, zarif ancak çok güçlü bir kadın. Kamelyalı Kadın'ı mutlaka okuyun. Kendinizi Antin Sokağı'nda gezerken bulacaksınız. Gözleriniz önünde yaşanan hüzünlü bir hikayeyi izleyeceksiniz. Hem diğer klasikler gibi yüzlerce sayfada değil bir çırpıda bitiyor. Ardından da Greta Garbo'nun müthiş Camille'sini izleyin. Pişman olmayacaksınız.
21 Nisan 2014 Pazartesi
Anna Karenina
Anna Karenina'nın ilk cümlesi romanın kendisinden daha ünlüdür sanırım. Okuyan okumayan herkes bilir. " Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Bu sözü tersine çevirecek olursak, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." Tüm mutlu aileler görünüşte birbirine benzer ancak her şey kusursuz mudur gerçekten? Gördüğümüze, inanmak istediğimize inanırız çoğu zaman. Anna'nın mutlu ailesi, kusursuz dünyası nasıl da kolay yıkıldı öyle değil mi? Anna Karenina'nın öyküsü herkesçe bilinir. Hikayenin sonu da öyle, oysa Anna'yı, hislerini, hayatını değiştirmesine neden olan aşkı anlatır uzun uzun Tolstoy. Ve elbette ki Levin ve onun dünyasını. Anna'dan çok Levin'in hikayesidir aslında Anna Karenina. Vronski ile Anna'nın aşkını burada yüceltmem ve şimdiye dek anlatılan en büyük aşk hikayesi olduğuna katılmam mümkün değil. Evet Anna aşkı için tüm hayatını değiştiriyor, ancak her şeyi aynı anda elde etmek istiyor, Vronski ile beraber olacak, çocuğu yanında olacak, sosyetede ki yeri aynen korunacak. yani aslında fedakarlık yapmıyor Anna. Bu arada bu hikaye en az Vronski'yi etkiliyor sanırım. Alexey Alexandroviç ise mağdur ama mağrur. Tolstoy'un seçtiği final ise ironik. Anna Karenina modası hiç geçmeyecek, yüzyıllarca okunabilecek bir hikaye. Okuyun, okuyun, okutun.
26 Haziran 2013 Çarşamba
Yasaklı Kitapları Okuyoruz : Muhteşem Gatsby
Son zamanlarda beni çok fazla heyecanlandıran kitaplara denk gelmedim.
Bugünler çok okuyup az yazdığım günler sanırım. Kitap Maceraları'nın etkinliği kurtarıcım oldu aslında, bahaneyle klasikleri tekrar okuyup mutlu olacağım. İlk seçtiğim kitap uzun süredir sırasını bekleyen Muhteşem Gatsby oldu. Yıllar önce ingilizcesini okumuş ve çok sevmiştim. Daha sonra elimdeki baskıyı aldım ama okumamıştım. Alternatifler arasında bunu seçmemin nedeni Can yücel çevirisi olmasıydı. Ben yaptım siz yapmayın. Zaten bu yıl kitap filmi çekildiği için çok popüler bir kaç yeni baskısı yapıldı ve eminim çeviri onlarda çok daha iyidir. Bendeki çeviriyi lütfen almayın. Daha önce okumamış olsaydım kitabı ilk 10 sayfadan sonra bırakır adını bile anmazdım tekrar. Yayınevlerine sataşılmasına çok sinirlenen bir okuyucu olmama rağmen bu sefer dayanamayacağım kusura bakmayın. Bu kitap kenarda köşede kalmış bir hikaye değil. Daha bir kaç yıl önce sanırım 2011'de Woody Allen Midnight in Paris filminde bol bol bahsetti Fitzgerald ve Muhteşem Gatsby'den. Yani bu yıl hatırlanan bir hikaye değildi. Anlıyorum Can Yücel çevirisi olduğu için aynı şekilde basıyorsunuz da bari yazım yanlışlarını düzeltin. Saçımı başımı yoldum okurken. Artemis çevirisini falan alın lütfen, onlar bu konuda çok hassas davranıyorlar.
Gatsby'nin hikayesi hüzünlü bir hikaye, kırık bir aşk hikayesi. Caz Devri'nin şaşaası ve paranın tek değer kabul edildiği bir topluma dair bir hikaye. Konuyu anlatıp fazla spoiler vermek istemiyorum. Lütfen okuyun çok seveceksiniz...
Gatsby'nin hikayesi hüzünlü bir hikaye, kırık bir aşk hikayesi. Caz Devri'nin şaşaası ve paranın tek değer kabul edildiği bir topluma dair bir hikaye. Konuyu anlatıp fazla spoiler vermek istemiyorum. Lütfen okuyun çok seveceksiniz...
6 Şubat 2013 Çarşamba
Rüzgar Gibi Geçti / Gone with the Wind
Dünyanın en en en müthiş hikayesi Rhett ile Scarlett'in aşkı.
İlkokulda okudum ilk defa Rüzgar Gibi Geçti'yi. Dizisi mi olacaktı yoksa film yeniden mi çekilecekti tam hatırlayamıyorum ama yeni Scarlett arıyorlardı. Babam kendi okuduğu baskıyı vermişti bana o zaman, daha sonra her yeni basılan Rüzgar Gibi Geçti alındı İngilizce ya da Türkçe.
İlk okuduğum aşk hikayesiydi, sanırım ondan historical okumaya bayılan insanlardan olamadım bir türlü :) Her okuduğumda başka bir bölümünü seviyordum kitabın, yaşıma göre değişiyordu tabi, ilk başka Tara'daki savaştan önceki hayat, daha sonraları Rhett'le Scarlett'in evliliği, bazen Mellanie bazen dadı, 18 yaşını geçtikten sonra Kuzey-Güney Savaşı, savaştan sonraki hayatta kalma mücadelesi. Ama hiçbir zaman sonunu sevemedim.
En yeni baskı Artemis Yayınları'ndan çıktı, orijinal kısaltılmamış metin. Ay söylemezsem çatlayacağım valla ayrıca burası benim canım ne isterse yazabilirim. Şu kitap için " dili çok ağdalı, ay dili çok ağır , ay çok sıkıcı, ay onu okudunuz mu ben bilemedim ki" diyen bir grup insan var onları boğazlamak istiyorum . Tabi bu grup çıplak adam kapaklı kitaplara ve şu çok meşhur Fifty Shades of Grey serisindeki adama ölüp biten tipler. Sinir oluyorum onlara.
Neyse biz işimize bakalım:) Rüzgar Gibi Geçti Tara'da başlıyor. Tara, O'Hara ailesinin 3 kızı ve köleleriyle yaşadığı çiftlik. Hikayenin ana karakterlerinden biri de Tara ayrıca. Son satırlara gelene kadar Scarlett'in tutkusuyla bağlanıyorsunuz Tara'ya ve onu korumak istiyorsunuz. Gerçekten ev olduğunu hissettiriyor size, ait olduğunuz yer.
Ve elbette ki Rhett Butler var. Dünya üzerinde yaratılmış en müthiş erkek karakter.
Scarlett O'Hara, şımarık, inatçı, isteklerinin peşini bırakmayan kadın.
Ashley Wilkes geçmişle yaşayan ümitsiz bir romantik.
Melanie sevgi dolu, iyilik timsalimiz. Ancak neden Scarlett'in onu sevmediğini anlamak çok da zor değil. Kadınca kıskançlıklardan ziyade olduğunuz ve olmak istediğiniz, asla da olamayacağınız kişi ile ilgili bana göre Scarlett'in nefreti. Evet sevdiği adamla Melanie evlendi, ondan çocuğu oldu ama asıl sorun onun cesareti ve koşulsuz iyiliği, herkes tarafından sevilmesi, saygı gösterilmesi. Scarlett gerçek bir hanımefendi olmaktan yıllar içerisinde o kadar uzaklaşıyor ki bu Melly'ye olan nefretini sürekli büyütüyor.
Ah Dadı'yı nasıl unutabildim. Mammy en büyük desteği olarak yanında Scarlett'in tek dayanağı, en önemlisi de ondan korkmadan yanlışlarını söyleyebilen tek insan.
Gone with the Wind zamansız bir klasik. Bir aşk hikayesi ise kesinlikle değil. Kuzey-Güney Savaşı gölgesinde geçen hayatları anlatıyor bize, yaşam mücadelesini, değişen şartlara ayak uydurabilmenin zorluklarını, köleliği ve savaşın korkunç yok edici yönünü gösteriyor.
O kadar içine alıyor ki hikaye okurken Scarlett'i boğazlamak, Rhett'i silkeleyip kendine gel demek istiyorum.
Ucu açık bir sonla bitiyor kitap, Margaret Mitchell sonunu belki okuyucusunun hayal gücüne bıraktı belki de devam yazmak istedi. Yıllar önce "Defalarca hikayenin devamını yazdım ama hepsini yırtıp attım. Rhett ile Scarlett'in öyküsü böyle kalmalı." şeklinde bir açıklamasının yazıldığını hatırlıyorum. Alexandra Ripley'in yazdığı "Scarlett" isminde bir devam kitabı var. Ama o kitap başka bir zamana:)
" After all, to-morrow is another day."
Arka Kapak
İlkokulda okudum ilk defa Rüzgar Gibi Geçti'yi. Dizisi mi olacaktı yoksa film yeniden mi çekilecekti tam hatırlayamıyorum ama yeni Scarlett arıyorlardı. Babam kendi okuduğu baskıyı vermişti bana o zaman, daha sonra her yeni basılan Rüzgar Gibi Geçti alındı İngilizce ya da Türkçe.
İlk okuduğum aşk hikayesiydi, sanırım ondan historical okumaya bayılan insanlardan olamadım bir türlü :) Her okuduğumda başka bir bölümünü seviyordum kitabın, yaşıma göre değişiyordu tabi, ilk başka Tara'daki savaştan önceki hayat, daha sonraları Rhett'le Scarlett'in evliliği, bazen Mellanie bazen dadı, 18 yaşını geçtikten sonra Kuzey-Güney Savaşı, savaştan sonraki hayatta kalma mücadelesi. Ama hiçbir zaman sonunu sevemedim.
En yeni baskı Artemis Yayınları'ndan çıktı, orijinal kısaltılmamış metin. Ay söylemezsem çatlayacağım valla ayrıca burası benim canım ne isterse yazabilirim. Şu kitap için " dili çok ağdalı, ay dili çok ağır , ay çok sıkıcı, ay onu okudunuz mu ben bilemedim ki" diyen bir grup insan var onları boğazlamak istiyorum . Tabi bu grup çıplak adam kapaklı kitaplara ve şu çok meşhur Fifty Shades of Grey serisindeki adama ölüp biten tipler. Sinir oluyorum onlara.
Neyse biz işimize bakalım:) Rüzgar Gibi Geçti Tara'da başlıyor. Tara, O'Hara ailesinin 3 kızı ve köleleriyle yaşadığı çiftlik. Hikayenin ana karakterlerinden biri de Tara ayrıca. Son satırlara gelene kadar Scarlett'in tutkusuyla bağlanıyorsunuz Tara'ya ve onu korumak istiyorsunuz. Gerçekten ev olduğunu hissettiriyor size, ait olduğunuz yer.
Ve elbette ki Rhett Butler var. Dünya üzerinde yaratılmış en müthiş erkek karakter.
Scarlett O'Hara, şımarık, inatçı, isteklerinin peşini bırakmayan kadın.
Ashley Wilkes geçmişle yaşayan ümitsiz bir romantik.
Melanie sevgi dolu, iyilik timsalimiz. Ancak neden Scarlett'in onu sevmediğini anlamak çok da zor değil. Kadınca kıskançlıklardan ziyade olduğunuz ve olmak istediğiniz, asla da olamayacağınız kişi ile ilgili bana göre Scarlett'in nefreti. Evet sevdiği adamla Melanie evlendi, ondan çocuğu oldu ama asıl sorun onun cesareti ve koşulsuz iyiliği, herkes tarafından sevilmesi, saygı gösterilmesi. Scarlett gerçek bir hanımefendi olmaktan yıllar içerisinde o kadar uzaklaşıyor ki bu Melly'ye olan nefretini sürekli büyütüyor.
Ah Dadı'yı nasıl unutabildim. Mammy en büyük desteği olarak yanında Scarlett'in tek dayanağı, en önemlisi de ondan korkmadan yanlışlarını söyleyebilen tek insan.
Gone with the Wind zamansız bir klasik. Bir aşk hikayesi ise kesinlikle değil. Kuzey-Güney Savaşı gölgesinde geçen hayatları anlatıyor bize, yaşam mücadelesini, değişen şartlara ayak uydurabilmenin zorluklarını, köleliği ve savaşın korkunç yok edici yönünü gösteriyor.
O kadar içine alıyor ki hikaye okurken Scarlett'i boğazlamak, Rhett'i silkeleyip kendine gel demek istiyorum.
Ucu açık bir sonla bitiyor kitap, Margaret Mitchell sonunu belki okuyucusunun hayal gücüne bıraktı belki de devam yazmak istedi. Yıllar önce "Defalarca hikayenin devamını yazdım ama hepsini yırtıp attım. Rhett ile Scarlett'in öyküsü böyle kalmalı." şeklinde bir açıklamasının yazıldığını hatırlıyorum. Alexandra Ripley'in yazdığı "Scarlett" isminde bir devam kitabı var. Ama o kitap başka bir zamana:)
" After all, to-morrow is another day."
Arka Kapak
Margaret Mitchell Artemis Yayınları “Amerikalı bir yazarın elinden çıkan en kaydadeğer ilk roman. Ve hiç şüphesiz ki, gelmiş geçmiş en büyük romanlardan biri.” -The New York Times, Yüzyılın Kitapları Güçlü ruhu, çarpıcı güzelliğiyle Scarlett O’Hara, hür ve etkileyici Rhett Butler ve romantik, son derece yakışıklı Ashley Wilkes’ın içinde olduğu aşk üçgenine İç Savaş kıyameti eşliğinde tanık oluyoruz. Aşk, ölüm, kan, kül ve savaşın götürdükleri. SCARLETT : “Bunu yarın düşünürüm! Çünkü yarın başka bir gün...” RHETT : “Açıkçası canım, hiç umrumda değil!” |
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






