Fantastik Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Haziran 2015 Salı
Kısa kısa...
Bugün uzunca bir aradan sonra ilk defa yazıyorum. Bu aranın sebebi vakitsizlikten ziyade içimden gelmemesi oldu. Değiştiremeyeceğim insanlar ve olaylar için üzülmeyeceğime dair kendime verdiğim söze rağmen son zamanlarda görüp duyup yaşadığım kimi olaylar yazma isteğimi biraz kırdı. Bir nevi içime kapandım.
Konu okuma tabi başta. Maalesef okumak gibi kişisel bir şey bile bazen etrafınızdaki insanlar tarafından yargılanma malzemesi olabiliyor. "Kitap delisi", "Ya çocuk, ya kitap", "O kitap çerez, şunu oku", "Bunca kitaba vereceğin parayla..." vs. Sonuçta ben kendim için okuyorum. Aklıma eseni okuyorum. Başkasının belki aylık Digiturk masrafını kitaba harcıyorum çünkü televizyon seyretmiyorum. Çocuğum yok, o yüzden herhalde daha çok boş vaktim oluyordur, o vakitlerde de kitap okuyorum. Yeri geliyor sabun köpüğü gibi kitapları seviyorum, yeri geliyor anlayabildiğim kadarıyla daha ağır şeylere girişiyorum. Sonuçta ben böyleyim, bunu istiyorum.
Mesele burada da kalmıyor. Evine koyduğun koltuktan et yememene, kapına gelen kargodan üstüne başına giydiğin kıyafete kadar yargılama devam ediyor. Konunun ciddi ya da sıradan olması önemsiz. Görünüşe göre kendinden farklı herhangi bir şeye tahammül etmek bizim için oldukça zor. Bu boğucu düzenden bazen kaçış olabilen internette bile yeri geliyor aynı müdahalelere maruz kalıyorsunuz. "Fantastik zaman kaybıdır.", "O kitabın dili sana ağır gelebilir yalnız." vesaire. Oldu canım.
Neyse. O yüzden son zamanlarda pek bir şey yazasım gelmemişti. Ama hayat devam ediyor. Nefes alıp verdikçe. Ben de Mayıs boyunca sevdiğim sevmediğim bir yığın şey okudum. Ve sizle paylaşayım dedim. İşte kısaca fikirlerim:
Unutma Dersleri - Nermin Yıldırım
Nermin Yıldırım bu ay ilk kez okuduğum yazarlardan biri. "Unutma Dersleri" eğlenceli ve merak uyandırıcı bir şekilde başladı ve geneli itibariyle zevkli ve sürükleyici bir okumaydı. Bence en zayıf yönü yer yer fazlaca avamlaşan diliydi. Onun dışında sevdim diyebilirim.
Ceza Sömürgesi - Franz Kafka
Tüylerimi diken diken eden acımasız bir öyküydü. Anlatılanlar gözümde canlanmasın diye uğraştım resmen. Kısa ama çarpıcı bir kitaptı.
Büyünün rengi - Terry Pratchett
"Diskdünya" merak ettiğim bir seriydi. İlk kitap olan "Büyünün Rengi"nin tekrar basımını fırsat bilip giriştim. Bolca tebessümlü bir hikayeydi. Ancak biraz alışma gerektiren bir dünya gibi görünüyor. Birkaç kitap sonra daha net bir fikre sahip olurum diye tahmin ediyorum.
Rüzgar Gibi Geçti - Margaret Mitchell
Herhalde hayatımın kitabıdır. Zaten birkaç senede bir tekrar okurum. Bana kalırsa yazılmış en güzel hikaye. Ve en müthiş karakterler. Rhett ve Scarlett. Fazla söze gerek yok.
Kör Baykuş - Sadık Hidayet
Çarpıcı, ürkütücü ve okurken insanı zorlayan bir hikaye. Gece okumaya başladığım kitabı içim dayanmadığı için gün ışığında bitirmem gerekti. Rahatsız edici ve ürpertici bir hikayeydi. Gündüz okumanızı tavsiye ederim.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku - İlhami Algör
Tadı damağımda kaldı resmen. Kısa ama sıcacık bir kitaptı. Filmi henüz izlemedim. İlhami Algör’ün diğer kitabını kitaplığa ekledim. İlk fırsatta okumayı düşünüyorum.
Jane Austen Kitap Kulübü - Karen Joy Fowler
Sevimli, eğlenceli ve yaramaz bir kitap olduğuna inanarak okumaya başladım. Fakat pek beklediğim gibi çıkmadı. Hikaye biraz tutarsız geldi, karakterler de sinir bozucuydu. Çok tavsiye edemeyeceğim.
Poyraza Çare - Daniel Glattauer
Elime adıktan sonra göz açıp kapayana kadar boğazımda bir düğümle bitirdiğim ve etkisini birkaç gün atlatamadığım müthiş bir kitap. Sevdiğim herkesin eline tutuşturup zorla okutmak istediğim türden. Sadece e-mail yazışmalarıyla anlatılan inanılmaz bir hikaye. Muhakkak şans verin isterim. Devamını da (Every Seventh Wave) İngilizcesinden okudum. İlki kadar iyiydi. Onun da Türkçe'ye çevrilmesi dileğiyle.
Rosshalde - Herman Hesse
Beni Herman Hesse ile tanıştıran kitap. Sevgi ve ilgiye muhtaç bir ufacık çocuğun hissettikleri çok etkileyici biçimde anlatan bir hikayeydi. Sadece sanatını umursayan bir ressam, mutsuz ve çaresiz karısı ve yıkık dökük hayatları. Karakterler çok gerçek ve ikna ediciydi. Çok beğendiğim bir kitap oldu.
Gelecek Sefere - Marc Levy
Marc Levy büyülü ve insanı esir alan anlatımıyla en sevdiğim yazarlardan biri. "Gelecek Sefere" başka bir yazarın yazdığı bir hikaye olsa belki sevebilirdim. Ama bir Marc Levy kitabı olarak diğerlerinin gerisinde kaldı maalesef benim için. Yazarla tanışmadıysanız bu kitaptan başlamayın derim.
Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali
Sabahattin Ali geç tanıştığım ama sevdiğim ve arayı kapatmak istediğim yazarlardan. Her okuduğum kitabı kendine has güzel bir etki bırakıyor üzerimde. Kuyucaklı Yusuf da aynı şekildeydi.
Konstantiniyye Oteli - Zülfü Livaneli
Düşündürücü bir hikayeydi. Ölüm ve uyku temasını işleyen. Maalesef kağıt kalitesinin kötülüğü benim için kitabın önüne geçti.
İnce Memed - Yaşar Kemal
Henüz sadece ilk cildini okudum. Başarısı yadsınamaz bir kitap. Devamını da getireceğim.
Sırça Fanus - Sylvia Plath
Yazarın hüzünlü hayat hikayesiyle beraber düşünüldüğünde etkileyici olsa da çok beğendiğim bir kitap değildi. Bitince sevindim desem abartmış olmam.
Etiketler:
Bilim Kurgu,
büyünün rengi,
ceza sömürgesi,
Dünya Roman,
Fantastik Kurgu,
ince memed,
konstantiniyye oteli,
kör baykuş,
rosshalde,
Rüzgar Gibi Geçti,
Türkiye Roman,
unutma dersleri
30 Ekim 2014 Perşembe
Güz Alacakaranlığın Ejderhaları / Dragons of Autumn Twilight
Ejderha Mızrağı serisinin son üçlemesi olan Kayıp Tarihçeleri, sanki doğru ve özel bir anın gelmesini bekler gibi uzun süredir saklıyordum. Hayalim, Güz Alacakaranlığın Ejderhaları ile başlayıp, serinin son kitabı olan Kum Saati Büyücü Ejderhaları ile veda etmekti. Tabi bunlara serinin Weis & Hickman’ın yazmadığı diğer kitaplarını da ekleyince zorlu bir okuma maratonu ortaya çıkıyordu. Okunmayı bekleyen yüzlerce -220 adet- “normal” kitabı ve bugünlerde sürünme seviyesine inen okuma hızımı da hesaba katınca işler içinden çıkılmaz bir hal almıştı.
Güz Alacakaranlığın Ejderhaları her şeyin başlangıcı olarak benim için serinin en özel kitabıydı. Ve uzun zamandır bu kitabı ne kadar sevdiğimi yazmak istiyordum. Ama bazı şeyler hayatınızın sadece belli bir zamanında çok özel ve değerli olabiliyor galiba. Kitabın benim için anlamı her zaman büyük olacak ama tekrar okuduğumda hikayenin içine eskisi kadar kolayca sürüklenmediğimi de itiraf etmem gerekiyor. Eski dostlarımdan bir saniye bile sıkılmam, onlarlayken tebessüm etmeden durabilmem mümkün değil ama dürüst olmak gerekirse Ejderha Mızrağından beri okuduğum tonla fantazi kitabı sanırım çıtayı benim için biraz yükseltmiş. Yine de herkese tereddütsüz tavsiye edebileceğim müthiş bir kitap olduğuna şüphe yok. Mutlaka okuyun... Mızrak kahramanlarıyla geçirdiğiniz bir saniyeye bile pişman olmayacaksınız!
8 Eylül 2014 Pazartesi
Amerikan Tanrıları / American Gods
Bazı kitapları kötü günlere saklarım. American Gods da onların başındaydı. Pek de kötü zaman olmadı gerçi, söylemesi ayıp tatilde yayıla yayıla okudum, ama olur böyle şeyler. Artık Sandman’in kalan sayıları ve birkaç Dragonlance kitabını saklamaya devam edeyim kötü günler için.
7 Eylül 2014 Pazar
The Wicked Garden
The Wicked Garden, Goodreads’ten birkaç tavsiye üzerine okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Amazon puanı 5 (yazıyla beş). Daha önce benzer yollardan ulaştığım bir başka kitap olan Kan Şarkısı’na bayılmıştım. Bu da cadılı falan bir şeymiş, dedim ki işte tam benlik bir kitap. Cadılar. Ve 5 puan (yazıyla beş). Tam benlik.
İlk birkaç sayfada da her şey gerçekten süper başladı. Gelin görün ki sonrası çok umduğum gibi gitmedi. Kitabın ana teması kocasından dayak yiyen bir kadın. Dahası bunu hakettiğini düşünüyor. Tuhaf iki çocuğu filan var. Neyse bir noktada ortaya esas oğlan Eli çıktı. Başta pek bir gizemliydi, pek bir karizmatikti, yıllarca çok önemli bir sır saklamıştı vesaire. Ordan dur bakalım cadılı falan bir şey çıkacak gibi dedim ama o da sonunda saçma sapan bir kehanete mi ne bağlandı. Sonra zaten o kehanet de gerçekleşmedi. Böyle bakınca o kısmı çıkarsalar da olurmuş. Tabi o zaman da geriye 50 sayfalık falan bir metin kalır. Ondan da kitap olmaz.
Neyse bu Eli’ın anne babası nispeten ilginçti. Kızın aileden kalma kulübesi ve wicked garden denen bahçe hoştu ama onlar da çok bir sonuca varmadı. Bir sürü yerde bahsedilen woman in wool neydi, neden ondan korkuluyordu daha anlayamadan o da yokoldu. Dayakçı koca öldü hayırlısıyla, ama oralarda herhalde biraz uyuyakalmış olacağım, nasıl öldüğünü kaçırdım.
Sonuç olarak maalesef bu kitap pek beklentimi karşılamadı. Cadı teması sanki ayıp olmasın diye konmuş. Veya cadı olayları bu sıralar popüler, en azından arka kapağa filan yazalım demişler. Drama veya romance tarzında ya da daha ziyade kadın dövme üzerine bir öyküydü. Bana ilginç gelen fikirler çok kısaca geçilmiş, diğer taraftan sıkıcı bulduğum temalar ise işlenmiş de işlenmiş. Tabi zevkler tartışılmaz ama pek tavsiye edebileceğim bir kitap değil. Bitirdikten sonra kendine gelmem için Yolun Sonundaki Okyanus’u tekrar bir okumam gerekti. Düşünün işte. Serinin kalanına da devam etmem herhalde.
Büyükanne fena değildi ama!
Büyükanne fena değildi ama!
19 Ağustos 2014 Salı
Günah Yiyen
Günah Yiyen, Yosun Erdemli'nin yazısından beri öncelikli okunacaklar listemdeydi. Yosun Erdemli, Dragonlance çevirmeni olduğu için gözümdeki yerini tahmin edebilirsiniz. Kitabı bulmak kolay olmadı elbette, neyse ki idefix'te e-kitap olarak bulunabiliyor.
Dost Körpe harika bir çevirmen. Gormenghast, H.P. Lovecraft ve elbette Edgar Allan Poe öykülerini onun çevirileri ile okudum. Hatta geçtiğimiz günlerde okuduğum Otomatik Portakal'da onun çevirisiydi. Gerçi Dost Körpe'nin çevirmediği Poe, Lovecraft ve Dune'ları okumamızı tavsiye eden bir arkadaşım da var. Adını hatırlayamadığı üç isimli çevirmenin çevirilerinin daha iyi olduğunu söylüyor her fırsatta. Bense hala Gormenghast kitaplarının çevrilmesini bekliyorum Dost Körpe tarafından.
En sevdiğim kitapları çeviren adamın öyküleri de çok güzel olmalı düşüncesiyle başladım okumaya. Yanıldım mı? Hayır.
Çıldırmak için güzel bir gün, adam ve büyücü, on bin yıllık akşamların sonuncusu ve Eylül en sevdiğim öykülerden. Kitap 21 öyküden oluşuyor, şaşırtan finalleriyle, tüyler ürperten 21 öykü.
Okuyun, pişman olmayacaksınız...
"Bazen göğüs kafesimde hafif kıpırdanmalar oluyor. Örümceğin uyandığını , gerinmekte olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce korkutuyor beni, ama daha çok can alıcı bir boşluk duygusuna kapılmama yol açıyor."
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Fırtına Büyücüsü / Storm Front
Sarı sayfalarda "büyücü" olarak kayıtlı olan birinin hikayesini elbette okumam gerekiyordu. Ama sıra bir türlü Dresden Dosyaları'na gelmedi.
Pazartesi akşamı M. İhsan Tatari'nin yeni Harry Dresden yazısını okuyunca daha fazla ertelememem gerektiğini anladım ve başladım okumaya.
Pratik sebeplerle ingilizce okudum ilk kitabı. Kargo beklemeye üşenmek, sıcakta kim gidip alacak o kitabı, iki dakikada yüklenir kindle'a gibi sebeplerden bahsediyorum.
Kitabın ilk sayfaları çok etkilemedi beni, bir an önce bitmesi için hızlı okumaya karar vermiştim ki, hikayenin yönü değişti ve elimden bırakamadım. Sonlara yaklaştıkça yavaş okumaya çalıştım aslında, ama bekleyen 14 kitap daha olmasının rahatlığıyla bitiriverdim kitabı.
Harry Dresden, Chicago'da yaşayan, çok yetenekli, beş parasız bir büyücü... Bir de çok bahtsız, başına gelenlere üzülmek mi gerekiyor yoksa gülmek mi karar vermek imkansız.
Audiobookları James Marsters tarafından seslendirilmiş, kendisi Spike olur ismini hatırlayamadıysanız Buffy The Vampire Slayer'dan, sadece bu sebep bile Harry Dresden maceralarım için yeterliyken, bu kadar eğlenceli ve sürükleyici bir seriyi okumamam düşünülemez.
Mutlaka okuyun, çok eğleneceksiniz...
Dresden Dosyaları ile ilgili inceleme için,
http://yorgun-savasci.blogspot.com.tr/2011/07/dresden-dosyalar-kitap-inceleme.html
Ve Patrick Rothfuss'un Dresden Dosyaları yorumu,
http://www.kayiprihtim.org/portal/2014/05/22/patrick-rothfuss-skin-game-icin-yazdi/
Ufacık bir ekleme yapmak istiyorum, tüm kitapları okuduktan sonra bu yorumu değiştirebilirim belki ama Sandman'i hala çok çok daha fazla seviyorum. Çünkü o Neil Gaiman'ın Sandman'i, en müthiş çizgi roman!
Buraya kadar okuduysanız eğer şu anda Fırtına Büyücüsü'ne başlamış olmalısınız değil mi?
13 Ağustos 2014 Çarşamba
Hayvan Mezarlığı / Pet Sematary
10'lu yaşlarımın başlarındayken, yani 20 yıl kadar önce, kuzenim okumam için bir gece Hayvan Mezarlığı'nı verdi elime. Burada gece olmasının önemi bu hikayenin Kuşadası'nda geçiyor olması, çünkü sahildeki evlerde zırt pırt elektrik kesiliyordu o yıllarda, hoş hala da kesiliyor ya o zaman daha fenaydı, etrafta çok az ev olduğu için bir korku filmi atmosferi oluyordu genelde.
Kuzenim pek okumazdı o zamanlar, sadece Stephen King okurdu, hala da okumuyor zaten ya neyse, ben tüm saflığımla okumaya başladım kitabı. Mum ışığında sadece 50 sayfa okuyabilmiştim, sonra ağlayarak babama koştuğumu hatırlıyorum. Kuzen beni korkutmaya çalıştığı için o gece ceza aldı, dondurma yiyemedi belki ama ben de yıllarca Stephen King kitaplarına elimi süremedim.
O geceden bir kaç yıl sonra bir de "O" okuma maceram var ki, o da başka bir hikayenin konusu, hala palyaçolardan korkuyorum, lavabo deliklerine ise hala bakamıyorum. Yıllar sonra Kara Kule'yi okuyarak Stephen King ile aramı düzelttim neyse ki.
Okuma Şenliği için gerilim kitabı ararken Hayvan Mezarlığı'nı okumanın nedense çok iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Hayır kitabın adı belli, üzerinde kedi resmi var ne bekliyorsam anlamış değilim. İçim karardı okurken, fenalıklar geçirdim. Bir de benim şapşal oğlum gözümün önünde miyavlarken daha beter bir hal aldı Hayvan Mezarlığı maceram. Üstüne kocam da çok pis bir spoiler verince tam oldu. Buradan çıkardığım sonuç 30'lu yaşlarda da Hayvan Mezarlığı bana göre değil, daha hafif, son yıllarda yazılmış Stephen King kitapları okumalıyım ben.
Hayvan Mezarlığı en hafif tabirle çok rahatsız edici bir hikaye. Tüylerim diken diken oldu okurken, sinirlendim, ürperdim, üzüldüm. Hatta bir yerde kızıp elimden attım.
Karanlık ve karamsar bir hikaye, garip güçleri olan bir mezarlığın etrafında yaşayan insanların hayatını anlatıyor. O kadar gerçekçi anlatmış ki Sai King, okurken kaçmak, gözlerinizi kapatmak ve zamanı durdurmak istiyorsunuz. Tır hızla gelirken bağırırsanız eğer sesinizi duyurabileceğinizi düşünüyorunuz, ya da elinizi uzatsanız birazcık o ceketi yakalayabileceğinizi...
Karanlık ve karamsar bir hikaye, garip güçleri olan bir mezarlığın etrafında yaşayan insanların hayatını anlatıyor. O kadar gerçekçi anlatmış ki Sai King, okurken kaçmak, gözlerinizi kapatmak ve zamanı durdurmak istiyorsunuz. Tır hızla gelirken bağırırsanız eğer sesinizi duyurabileceğinizi düşünüyorunuz, ya da elinizi uzatsanız birazcık o ceketi yakalayabileceğinizi...
Spoiler:
Louis'i anlamak mümkün değil. Kızı üzülmesin diye kediyi geri getirdi anladık.
Gage ölünce haksızlık olduğuna inandı ve çocuğu geri getirdi anlaşılabilir bir hareket diyelim hadi..
İyide adam karını niye geri getiriyorsun deli misin? Hiç mi akıllanmadın olup bitenlerden. Ayrıca zavallı kediye o kadar kötü davranmasaydı, muhtemelen herkesi öldürmeye hevesli olmazdı kedide.
Birde aklıma takılan küçük kıza ne oldu ? Dedesiyle mi kaldı yoksa toprak kokulu annesi ve deli babasıyla mı yaşıyor?
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Kralların Yolu / The Way of Kings
Kralların Yolu’nu okumaya başladığımda beklentilerim çok yüksekti. Sonra umduğum kadar iyi gitmediğini farkettim ve duruma el attım. Neyse ki sonrası çok daha güzel gitti.
Dalinar ise sanki uzun süredir tanıyormuşsunuz gibi hemen yakın hissettiğiniz biri. Karakterler ve olaylar ile ilgili okuma keyfinizi kaçırmamak için fazla bir şey yazmayacağım. Ama okursanız pişman olmayacaksınız…
Okuyun, okutun…
21 Temmuz 2014 Pazartesi
Kan Şarkısı / Blood Song
Son günlerde adı kulağıma o kadar çok fısıldandı ki dayanamadım Kan Şarkısı’nı aldım. Konuyu hatta baş karakterin adını bile bilmiyordum, tavsiye eden minik kuşlar da hep Rüzgarın Adı gibi olduğunu söylüyorlardı, haliyle beklentim çok yüksekti. Tek satır yorum okumadan ve arka kapağa bakmadan hemen başladım okumaya.
Vaelin Al Sorna Kvothe’a benziyor mu ? Hayır
İkisinde de tarihçi var. Evet
İkisi benzer hikayeler anlatıyor. Hayır
Bana kalırsa Anthony Ryan’ı Patrick Rothfuss ile karşılaştırmak haksızlık. Brandon Sanderson benzetmeleri ile ilgili bir yorum yapamıyorum. Çok güzel bir hikaye anlatmış yazar. İyi bir dünya, etkileyici karakterler yaratmış. Sondan başlıyor, başa dönüyor, eş zamanlı ilerliyor. Soruların cevapları veriliyor, şaşırtıyor. Tarihçi Vernies kendi hikayesini anlatıyor, Vaelin Al Sorna kendisininkini. Diyar, itikad, karanlık, nişan, inkarcılar, tanrı inancı farklı. Kalbi kırık küçük bir çocuğun hopekiller haline gelişini izliyoruz merakla.
Anthony Ryan gereksiz ayrıntılarla doldurmamış hikayesini, rahat rahat 1000 sayfa yazabilirmiş oysa ki. Vaelin Al Sorna, kusursuz, müthiş, dayanılmaz, çok yakışıklı, çok başarılı, çok çok çok diye anlatılan karakterlerden değil. Hatalarını, kusurlarını, zaaflarını bildiğimiz buna rağmen kendisini sevdirebilen bir karakter. Kardeşleri için de aynısı geçerli.
Kitapta öne çıkan kadın karakterler Sella,Kardeş Sherin ve Prenses Lyrna. Bana kalırsa üç kadın da çok başarılı anlatılmış. Kitapla ilgili sevdiğim noktalardan bir diğeri de hiç bir şeyin boşa anlatılmaması, okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız, gereksiz ayrıntı gerçekten yok.
Beklentinizi çok yüksek tutmadan, Patrick Rothfuss ile kıyaslamadan zevkle okuyacağınız bir kitap Kan Şarkısı. Merakla sayfaları çeviriyorsunuz. Rüzgarın Adı’na benzer anlatılmış çok farklı bir hikaye. Özellikle Vaelin ağzından anlatılan yerleri çok daha merakla okudum. Sanırım Tarihçi'den pek fazla hoşlanmadığım için. Tabi Tarihçi'ye ne kadarı anlatılıyor ne kadarını kendine saklıyor anlayabilmek için biraz dikkat etmem gerekti. Çoğu karakter sizi fena halde şaşırtıyor. Başta saçma bulduğunuz şeyler sayfaları çevirdikçe anlam kazanmaya başlıyor. Bence Vaelin Al Sorna’nın hikayesine mutlaka bir şans vermelisiniz.
Çok Fena Spoiler:
Babası tarafından 6. nişana bırakılan, terk edilen bir çocuk Vaelin. Oysa ki onu nişana gönderen eski bir kardeş olan şifacı annesi. Zamanla babasının diğer hayatını öğreniyor, hiç tanımadığı sadece bir kez gördüğü kız kardeşini seviyor Vaelin. Tuhaf bir adam. İlk sınavında insanların hayatını bağışlıyor… Tanımadığı birinin hayatı için Kral’ın adamı oluyor…Birde kan şarkısı var elbette… Ve hakkında ki kehanetler…
Karanlık’ın kimliğini en sonda öğrenmemiz ve de savaşa girilmesinin asıl sebebini yazarın sonlarda anlatması iyiydi. İsimleri çok kötü olsa da karakterler yeterince ayrıntılı anlatılmıştı. Tabi kitap kapağına bakarak Vaelin’i sevmek pek mümkün değil ama neyse.
Cadının oğlunun hikayesinin en sona bağlanması süperdi, okurken sadece çocuk masalı olduğunu düşündürüyordu oysa ki.
Sella ve Nortah tam anlamıydı sürpriz oldu. Yüzümde aptal bir tebessümle okudum. Vaelin ve Sherin ilişkisi sürpriz değildi, herhalde ileride tekrar karşılaşırlar ve ilişkileri böyle bitmiş olmaz.
Kral janus ilginç bir adamdı, kızı Lyrna ise müthiş. Kralın kadınların sahip olması gereken özellikler ile ilgili yorumları çok eğlendirdi beni.
Vaelin’in kimliğini bilmeden Eruhin’i öldürerek umut katili adını alması ve Eruhin’in umursamaz tavırlarla savaşa girmesi güzel anlatılmıştı. Özellikle son sayfalarda Vaelin’in Leydi Emeren’e yaptığı konuşma etkileyiciydi.
Keschet oyunu'na yapılan göndermeler ölüm kapısındaki rün taşlarıyla oynanan oyunu anımsatıyordu. Nişan ve kuralları çok tanıdık gelse de sebebini bir türlü çıkartamadım.
Kitabı bitir bitirmez kocama okutma çalışmalarımı zaten biliyorsunuz. İşte bu çabanın sonunda kitabın başına gelen:) Bu arada kendime yeni bir kurban buldum; sevgili kuzenim şu anda Bilge Adamın Korkusu’nu okuyor, biter bitmez bunu okumasını sağlayacağım. Kitap kapaklarıyla uğraşmam ve genelde kapağın bu kadar önemsenmesine de kızarım ama şu adamı birinin bana açıklaması gerçekten gerekiyor. Bu arada İthaki umarım ikinci kitap için çok fazla bekletmez bizleri, Gormenghast gibi olmaz bu kitabın da sonu.
20 Temmuz 2014 Pazar
Harry Potter
Harry Potter hakkında uzun uzun bir şeyler yazmama gerek yok sanırım. Henüz filmleri izlemediğim için yorum yapamıyorum. Yoksa ama o öyle görünmemeliydi demeyi çok isterdim. Okurken kitaplarla ilgili aldığım notları düzenlemeden yazıyorum. Bol bol spoiler içerdiğini unutmayın.Kitapları okumadıysanız eğer bu yazıyı pas geçin!
İşte benim Harry Potter maceram,
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Bana kalırsa çok eğlenceli tipler Dursley'ler,
sonuçta yıllarca eziyet etmek için yeni yöntemler buluyorlar. Hiç fena değiller işlerinde.
En çok Hagrid'in mektuplarına güldüm, sonuçta başardı ama değil mi:)
Yazı fontu çok fena
Hemen bitiverdi bu kitap,başlayalı bir kaç saat olmuştu ama...
Harry Potter ve Sırlar Odası
Tom Riddle ve güncesi buradaydı dimi?
Zavallı Hagrid ne olsa ilk ondan biliyorlar. Boşu boşuna garibimi atmışlar okuldan.
Ginny de alem yani sen git Voldemort ol :)
Tom Riddle da pek sevimli bir çocuğa benziyordu ama neyse.
Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
Sirius Black ve Remus Lupin
Çocuğum kurt adamdan ders alabilir sorun etmem. Boşuna gürültü yapıyorlar.
Neyse ki kedicik temize çıktı. Baştan beri biliyordum onun masum olduğunu, sorunlu olan fareydi.
Profesör Hagrid çok iyiymiş...
Sirius ve Harry için happily ever after olacak derken adamcağız şahgaga ile kaçtı yazık valla. Hepsi Snape'in marifeti de nasıl 30 küsür yaşında hala çocukluk maceralarının ardından gidiliyor anlayamadım.
Harry Potter ve Ateş Kadehi
Sonuç belliydi de Cedric'e yazık oldu.
Tek göz amca çok eğlenceliydi birde kötü adam çıkmasaydı.
En çok bu kitabı sevdim galiba.
Hey ben bunu okurken 2014 Dünya Kupası maçlarını da izliyordum.
Çocuklarımıza lütfen kitaplarını temiz kullanmayı öğretelim, dondurmalı kitap okumak hiç eğlenceli değildi. Dondurma ve kitabı o çocuk yanlış anlamış, kitaba sürmüyoruz dondurmayı.
Kitabın yenisi bulamayıp, Ateş Kadehi'ni nadir kitaptan alan Oya'nın hazin hikayesi .
Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Ergen Harry de hiç çekilmiyor.
Mrs. Black ve Kreacher süpermiş, her eve lazımlar valla. Acaba kapının önüne bir çerçeve yerleştirip gelene gidene bağırsam mı?
James Potter zorba mı?
Bu Snape Lily'nin peşindeymiş sanki...
Sirius'u öldürmek biraz anlamsız oldu. Adamı eve kapat, işe yaramaz ve sorunlu yeni yetme modunda anlat üzerine birde öldür. Ne Sirius düşmanlığıymış sanki ben yarattım Sirius'u.
Bu kızlar niye Sirius'a aşık pek bir numarası da yoktu ama.
Adam iletişim kuralım diye ayna verdi hala ne şöminesi peşinde bu Harry anlamıyorum ki.
Harry Potter ve Melez Prens
Melez Prens'in çok sıkıcı bir tip olduğu belliydi,
çokta sürpriz olmadı sanki Snape çıkması.
Annesi de Snape gibiymiş, gerçi Severus melezlikten hoşlanmıyor.
Niye kimse Hermione'ı dinlemiyor ki kız diye mi?
Poff Draco için üzülmemiz mi gerekiyor, bütün sene dolap tamir etmiş...
Aaa bildiğin öldü Dumbledore yok artık...
Hagrid'in sevgilisi dev bir kadın vardı, o ne oldu acaba?
Yok bu kitabı pek sevmedim, Zümrüdüanka'yı da pek sevmemiştim zaten.
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Snape'in masum olduğu belliydi zaten de Fred, Tonks ve Lupin'i öldürmek gereksiz değil miydi?
Aa Dudley, Harry'i seviyormuş aslında, yoksa bir önceki kitap mıydı o?
Galiba en çok Neville'i sevdim. Evet kararımı verdim, bu serinin kahramanı tartışmasız Neville'dir.
İşte benim Harry Potter maceram,
Harry Potter ve Felsefe Taşı
Bana kalırsa çok eğlenceli tipler Dursley'ler,
sonuçta yıllarca eziyet etmek için yeni yöntemler buluyorlar. Hiç fena değiller işlerinde.
En çok Hagrid'in mektuplarına güldüm, sonuçta başardı ama değil mi:)
Yazı fontu çok fena
Hemen bitiverdi bu kitap,başlayalı bir kaç saat olmuştu ama...
Harry Potter ve Sırlar Odası
Tom Riddle ve güncesi buradaydı dimi?
Zavallı Hagrid ne olsa ilk ondan biliyorlar. Boşu boşuna garibimi atmışlar okuldan.
Ginny de alem yani sen git Voldemort ol :)
Tom Riddle da pek sevimli bir çocuğa benziyordu ama neyse.
Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
Sirius Black ve Remus Lupin
Çocuğum kurt adamdan ders alabilir sorun etmem. Boşuna gürültü yapıyorlar.
Neyse ki kedicik temize çıktı. Baştan beri biliyordum onun masum olduğunu, sorunlu olan fareydi.
Profesör Hagrid çok iyiymiş...
Sirius ve Harry için happily ever after olacak derken adamcağız şahgaga ile kaçtı yazık valla. Hepsi Snape'in marifeti de nasıl 30 küsür yaşında hala çocukluk maceralarının ardından gidiliyor anlayamadım.
Harry Potter ve Ateş Kadehi
Sonuç belliydi de Cedric'e yazık oldu.
Tek göz amca çok eğlenceliydi birde kötü adam çıkmasaydı.
En çok bu kitabı sevdim galiba.
Hey ben bunu okurken 2014 Dünya Kupası maçlarını da izliyordum.
Çocuklarımıza lütfen kitaplarını temiz kullanmayı öğretelim, dondurmalı kitap okumak hiç eğlenceli değildi. Dondurma ve kitabı o çocuk yanlış anlamış, kitaba sürmüyoruz dondurmayı.
Kitabın yenisi bulamayıp, Ateş Kadehi'ni nadir kitaptan alan Oya'nın hazin hikayesi .
Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
Ergen Harry de hiç çekilmiyor.
Mrs. Black ve Kreacher süpermiş, her eve lazımlar valla. Acaba kapının önüne bir çerçeve yerleştirip gelene gidene bağırsam mı?
James Potter zorba mı?
Bu Snape Lily'nin peşindeymiş sanki...
Sirius'u öldürmek biraz anlamsız oldu. Adamı eve kapat, işe yaramaz ve sorunlu yeni yetme modunda anlat üzerine birde öldür. Ne Sirius düşmanlığıymış sanki ben yarattım Sirius'u.
Bu kızlar niye Sirius'a aşık pek bir numarası da yoktu ama.
Adam iletişim kuralım diye ayna verdi hala ne şöminesi peşinde bu Harry anlamıyorum ki.
Harry Potter ve Melez Prens
Melez Prens'in çok sıkıcı bir tip olduğu belliydi,
çokta sürpriz olmadı sanki Snape çıkması.
Annesi de Snape gibiymiş, gerçi Severus melezlikten hoşlanmıyor.
Niye kimse Hermione'ı dinlemiyor ki kız diye mi?
Poff Draco için üzülmemiz mi gerekiyor, bütün sene dolap tamir etmiş...
Aaa bildiğin öldü Dumbledore yok artık...
Hagrid'in sevgilisi dev bir kadın vardı, o ne oldu acaba?
Yok bu kitabı pek sevmedim, Zümrüdüanka'yı da pek sevmemiştim zaten.
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Snape'in masum olduğu belliydi zaten de Fred, Tonks ve Lupin'i öldürmek gereksiz değil miydi?
Aa Dudley, Harry'i seviyormuş aslında, yoksa bir önceki kitap mıydı o?
Galiba en çok Neville'i sevdim. Evet kararımı verdim, bu serinin kahramanı tartışmasız Neville'dir.
19 Temmuz 2014 Cumartesi
Yedinci Kapı / The Seventh Gate
Yeryüzü yok edildi.
Harabelerden dört dünya yaratıldı. Bizim için ve menschler için dünyalar: Gök, Ateş, Taş , Su.
Her dünyayı bir diğerine dört Kapı bağlar : Arianus'u, Pryan'a, Abarrach'a, Chelestra'ya.
Düşmanlarımız için bir ıslahevi yapıldı: Labirent.
Labirent diğer dünyalara Beşinci Kapı ile bağlanır : Vorteks.
Ve her şey Yedici Kapı aracılığı ile yapıldı.
Son başlangıçtı.
Hadi ne duruyorsunuz okuyun hemen. Unutmadan tüm seriyi yanınıza alarak okumaya başlayın:)
Harabelerden dört dünya yaratıldı. Bizim için ve menschler için dünyalar: Gök, Ateş, Taş , Su.
Her dünyayı bir diğerine dört Kapı bağlar : Arianus'u, Pryan'a, Abarrach'a, Chelestra'ya.
Düşmanlarımız için bir ıslahevi yapıldı: Labirent.
Labirent diğer dünyalara Beşinci Kapı ile bağlanır : Vorteks.
Ve her şey Yedici Kapı aracılığı ile yapıldı.
Son başlangıçtı.
Hadi ne duruyorsunuz okuyun hemen. Unutmadan tüm seriyi yanınıza alarak okumaya başlayın:)
18 Temmuz 2014 Cuma
Labirentte / Into the Labyrinth
Yaratılan bir karakteri okurken yazar kadın mı yoksa erkek mi anlamanın en iyi yolu karakter derinliği ve geçmişi sanırım. Kadınların analiz yeteneği bana göre inanılmaz. Hele bir de Margaret Weis gibi harika hikayeler de anlatabiliyorsa ve Tracy Hickman varsa ortaya muazzam karakterler çıkıyor. Labirentte serinin 6. kitabı. Artık çoğu karakteri tekrar görüyoruz ve amaçlarını biliyoruz. Haplo ile Usta Hugh gibi en baştan beri aramızda olan karakterlerdeki değişim ise çok şaşırtıcı. İlk başta sadece lordu için yaşayan Haplo, insanları, cüceleri ve elfleri hayatta tutmaya çalışıyor ve düşmanı sartanın hayatını kurtarmak için oraya, en büyük korkusuna, labirente geri dönüyor.
Fena Spoiler:
Marit tuhaf bir karakter, Haplo ile ilişkileri de öyle. Xar onu sadece Haplo'ya zarar vermek için kullansa da Marit tüm Patrynler gibi sadık, lordunu sorgulamıyor. Usta Hugh ölmüyor ve kimseyi de öldüremiyor, Alfred yine yalnız, şimdi de Orla'nın yasını tutuyor. ilk kapıya kadar gidiyoruz labirentte, sartanlar ile patrynler düşman değil eskisi gibi, beraberce hayatta kalmaya çalışıyorlar. Haplo, Rue'yu arıyor, sanırım içten içe tekrar Marit ile beraber olabileceğini düşünüyor.
17 Temmuz 2014 Perşembe
Kaosun Eli / The Hand of Chaos
Her kitap farklı alemleri ve farklı karakterleri anlatıyordu. Bazı karakterleri hatırlamıyorum bile, bazı dünyalara ise kesinlikle dönmek istemiyorum. Kaosun Eli, tüm dünyaları ve karakterleri bir araya topluyor. Tehlikeli ve ortak bir düşman var, yok edilmesi çok zor. Kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
Çok Pis Spoiler:
Alfred ve Orla'yı Samah labirente gönderdi. Xar yılanların etkisi altında, yenilmez olduğunu, çok güçlü olduğunu düşünüyor ve Haplo'yu dinlemiyor. Bane başlı başına bir sorun zaten. Haplo labirente gidip Alfred'i kurtarmak istiyor ancak Xar onu görevlendirdi Bane ile gitmeli. Yıksi - diksiyi sadece Bane çalıştırabilir. Usta Hugh ölmek istiyor ama ilk olarak Haplo'yu öldürmeli. Kenkariler kararlı.
Etiketler:
Dragon Wing,
Elven Star,
Fantastik Kurgu,
Fire Sea,
İthaki Yayınları,
Kaosun Eli,
Margaret Weis,
Niran Elçi,
Patryn,
sartan,
Serpent Mage,
The Death Gate Cycle,
The hand of Chaos,
Tracy Hickman
29 Haziran 2014 Pazar
Yılan Büyücüsü / Serpent Mage
Dördüncü dünya Chelestra, su alemi. Hikayenin çoğunu Grundl anlatıyor, cüce prensesi.
Elfler, insanlar ve cüceler bir arada mutlu mutlu yaşıyorlar Chelestra'da.
Buraya kadar gelebildiyseniz artık seriyi bırakma tehlikesi kalmadı demektir :) En keyifle okuduğum karakterler Yılan Büyücüsü'nde. Çok şaşıracaksınız ve çok güleceksiniz... Okuyun, okuyun, okutun...
Elfler, insanlar ve cüceler bir arada mutlu mutlu yaşıyorlar Chelestra'da.
Buraya kadar gelebildiyseniz artık seriyi bırakma tehlikesi kalmadı demektir :) En keyifle okuduğum karakterler Yılan Büyücüsü'nde. Çok şaşıracaksınız ve çok güleceksiniz... Okuyun, okuyun, okutun...
Çok Pis Spoiler:
Dünyalar nasıl parçalandı bu kitapta öğreniyoruz. Yediler konseyi, Samah, Orla ve diğerleriyle Alfred su aleminde tanışıyor. Haplo cezalandırıldığı için temkinli. Köpek artık Alfred'in yanında. Bu kitaptaki karakterleri sevdim özellikle Grundle çok güldürdü beni. Koparılış, sartanların korkusu ve yılanlar iyiydi. Hele yılan büyücüsü olduğunun farkında olmayan Alfred'e çok güldüm. Haplo anlamaya başlıyor artık.
23 Haziran 2014 Pazartesi
Ateş Denizi / Fire sea
Abarrach üçüncü durağı Haplo ve köpeğin. Taş alemi...
Serinin en karanlık hikayesini anlatıyor sanırım Ateş Denizi.
Alfred için, çaresizliği için üzülmemek elde değil. Onun çaresizliği, hüsranı... Baltazar ve Prens Edmund ile tanışıyoruz Taş aleminde. Donmaya başlayan dünyalarında hayatta kalmaya çalışan, halklarını korumaya çalışan sartanlar.
Haplo ile Alfred'in zorunlu yol arkadaşlığı...
Ve Necropolis Hükümdarı Kleitus elbette... Necropolis halkı kehanetin gerçekleşmesini bekliyor. Haplo ise inandıklarını sorgulamaya başlıyor.
Spoiler:
Zavallı Alfred tam halkını buldu diye sevinirken, hayatına lazarlar, ölü çağırıcılar girdi. Ölüm kapısında Haplo ile birbirlerinin anılarına gittiklerinde ister istemez aralarında oluşan bağ birbirlerini daha iyi anlamalarını sağladı. Lanetliler odasında buldukları gerçek herkesin nasıl da hayatını değiştirdi. Jonathan herhalde en çok üzüldüğüm karakter serideki. Gördü, anladı ve feda etti kendini. Lanetliler odasının bulunması da içeride yaşananlar da çok etkileyiciydi. Prens Edmund ve çabaları da öyle. Haplo sonunda lordunu sorgulamaya başladı ve Abarrach daki gerçeği saklama kararı verdi. ölüler ordusu ne kadar parlak bir fikir olsa da lordunun elinde ne kadar korkunç olabileceğini gördü. Zaten Xar'ın müthiş bir lider olduğuna inanmak zor. Eskiden öyleymişse bile hırs ve nefret onu kör etmiş gibi görünüyor.
21 Haziran 2014 Cumartesi
Elf Yıldızı / Elven Star
Elflerle ilgili olan bölüme geldik sonunda çok şükür, neydi o Arianus'taki welfler, yıksi diksi falan diyorsunuz muhtemelen değil mi?
Pryan'a hoş geldiniz. İnsanlar, elfler ve cüceler... Ve birde eski bir dost katılıyor aramıza bu kitapta. İster istemez gülümseten bir dost... Raistlin'e Gandalf'a sataşan eğlenceli ihtiyar. Haplo'yu yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz.
Pryan, Ateş alemi, dört alemden ikincisi, birbirinden habersiz dünyaların bir diğeri... Pryan'da güneş hiç batmıyor, Arianus'un aksine su sıkıntısı çekilmiyor. Yemyeşil ormanlarla çevrili etrafı. Irklar ise hala düşman birbirlerine...
Cüce Drugar'ın büyülü elf silahlarına ihtiyacı var bunun için insanlardan yardım istiyor. Roland ve kardeşi satacak ona silahları, elf Paithan'dan alarak.. Haplo ise lordunun emirlerini yerine getirmek istiyor yalnızca, geri kalan hiç bir şey önemli değil...
Spoiler:
Zavallı Drugar... ne zaman onla ilgili bir şey okusam içim eziliyor. Titanlar ve kaleyi sormaları en iyi kısmıydı bana kalırsa kitabın. Kaleye gelişleri, gemide insanların ve elflerin tartışmaları çok sıktı beni okurken. Sanırım Elf Yıldızı, Zifnab'a rağmen seride en az zevk aldığım kitap oldu.Zifnab olmasa seriyi burada bırakabillirdim. Aynı noktadaysanız sakın pes etmeyin. Devamı muazzam çünkü.
19 Haziran 2014 Perşembe
Ejder Kanadı / Dragon Wing
Son zamanlarda okuduğum en iyi seriydi, mutlaka okuyun, elinizden bırakamayacaksınız diye başlayacak bu kitap ile ilgili düşündüklerim. Muhtemelen kitabı alacaksınız kitaplıktan, tozlanmış olacak elbette. Bir kaç sene önce almış olmama rağmen ilk baskı bendeki ve basım yılı 2001, bu durum beni çok üzdü. Niye kimse fantastik okumuyor? Neyse konuyu dağıttım her zamanki gibi. Başlayacaksınız okumaya ve beni pek sevgi içermeyen sözcüklerle anacaksınız. Şimdi sakin olun, belki farkında değilsiniz ama ne saçmalıyor bu kitap derken ilk 100 sayfa bitti bile, bakın henüz elinizden bırakmadınız. Zor kısmı geçti, bir elli sayfa daha dayandınız mı istesem de elinizden alamam artık Ejder Kanadı'nı.
Serinin garip bir özelliği de her kitapta okuma sürenizin kısalması. Son kitaba dün gece Brezilya- Meksika maçından sonra başladım ve bu sabah bitmişti.İlk iki kitabı atlattınız mı gerisi muazzam bir macera.
Gelelim Ejder Kanadı'na. İlk tavsiyem, arka kapak yazılarını kitaplar bittikten sonra okuyun, bir çoğu ciddi spoiler içeriyor. Çevirmen Niran Elçi, çeviri müthiş. Yepyeni bir dünya ve yepyeni kurallar olduğu için klasik D&D'ye alışık olan ben biraz bocaladım başlarda. Cücelerin hali, elflerin tavrı, yeni ırklar, değişen büyü kuralları. Karakterleri tam benimsemişken altüst olan şartları da yadırgadım tabi. Welfler, gegler, yüksek alemler, yıksi diksi...
Ejder Kanadı, Gök alemi Arianus'ta başlıyor. Yıllar önce dünya parçalanmış ve dört aleme ayrılmış, gök, taş, ateş ve suyu. Büyünün şekli değişmiş, her ırk ihtiyaçlarına göre şekillendirmiş büyüsünü ve zamanla diğer alemler unutulmuş. Ölüm kapısı ise tüm ihtişamıyla bekliyor ne yazık ki ölüm kapısını bilen sadece bir kaç kişi var, onlar da henüz tüm hikayeyi bilmiyor. Lordu için hayatını verecek köpekli bir adam, ırkından geriye kalan tek kişi olan yaşlı bir adam, tuhaf bir katil, geg Limbeck... Hadi ne bekliyorsunuz, inanılmaz bir macera sizi bekliyor.
Çok Fena Spoiler:
son sayfaya kadar açıkçası Haplo'yu sevmek için bir sebep bulamadım, Usta Hugh'un küt diye ölmesi de çok sinirimi bozdu. Zaten adama alışamadım bir de ilk kitapta öldürdünüz nasıl yani diyerek gezindim bir süre etrafta. Gerçi Alfred niye hayatta kalan tek sartan, lord kim, neyin peşinde merak etmemek mümkün değil. Sinistrad garip ve rahatsız eden bir büyücüydü, Bane'den bahsetmek bile istemiyorum. Iridal'ın zayıflığı da ilginçti. Bir kaç kitap sonra yazayım düşündüklerimi spoilerın da bir adabı var sonuçta.
23 Nisan 2014 Çarşamba
Witches of the East
Cadılarla ilgili her şeyi okumaya da izlemeye de bayılıyorum. Yeni dizi Salem'i de heyecanla bekliyorum. Witches of East End ilk bölümüyle kalbimi çalmıştı ve hemen kitabını sipariş ettim. Tabi kitap gelene kadar dizinin ilk sezonu bitti :) Şimdi East End cadıları ile ilgili söylemem gereken şeyler var. Breaking Bad, True Detective, Game of Thrones gibi diziler hariç her şeye burun kıvıran bir kocam var. O bile ben izlerken yandan yandan izliyordu bu cadıları. Bence sizde seveceksiniz. Ayrıca True Detective izlemediyseniz eğer hemen bu yazıyı bırakın ve izlemeye başlayın. Sezon da bitti ki tüm bölümleri bir arada izlemeniz muazzam olacak. Harika jeneriği merak ederseniz de size hemen yardımcı olayım The Handsome Family, far from any road... Neyse konumuza dönelim. Witches of the east çok keyifli bir kitaptı. Okuması kolay, dili akıcı, eğlenceli... Cadıları seviyorsanız kaçırmayın. Bu arada yazarın ilk okuduğum kitabı olduğu için hakkında fazla bir yorum yapamıyorum. Beauchamp Family serisini okuyacağım ben yalnızca ancak yazarın çevrilmiş bir sürü kitabı var. Kitap ve dizi aynı şekilde ilerlemiyor yani rahatlıkla okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar...
14 Nisan 2014 Pazartesi
Kral Fare / King Rat
Sizin göremediğiniz boşlukların içinden geçer, binaların arasına sokulurum. Sizin arkanıza takılır, size öylesine yaklaşırım ki soluğumdan ensenizdeki tüyler ayağa kalkar ve siz yine de beni duymazsınız. Göz bebekleriniz büyüdüğünde göz kaslarınızın sesini duyabilirim. Sizin pisliklerinizle beslenir, evlerinizde yaşar, yatağınızın altında uyurum ve ben istemezsem ruhunuz duymaz.
Garip cinayetler, jungle, drum n'bass, bir peri masalı, karanlık arka sokaklar, kanalizasyonlar... Saul'un babası ölü bulunuyor ve elbette tüm gözler Saul'e dönüyor, karanlıktan gelen tuhaf biri Saul'u hücresinden kurtarıyor ve bambaşka bir dünya ile tanıştırıyor. İşte bizim evde Kral Fare'yi paylaşılamayan kitap haline getiren minik ayrıntılar. Tabi dünyanın en güzel köşesi Şirince'de çekilen fotoğrafları da cabası. Ankara'dan gelen müzik tutkunu misafirimizi ( ha ha kendinden bahsettiğimi anlamayacak bile Tutku) Şirince'ye götürürken çantama attığım kitaptı Kral Fare, tabi ki jungle ve DnB kısmı ile dikkatleri üzerine çekti ve elinden zor alıp bitirebildim kitabımı. Prodüktör olan sevgili kocama ise henüz okutmayı başaramadım çünkü kulp takıp beni deli edeceğini düşünüyor, oysa Nosferatu edasıyla kanalizasyonlarda takılacak ki kendisi bayılır kanalizasyonlara. Neil Gaiman tutkunları da elbette çok sevecek Kral Fare'yi. Bundan sonra bol bol China Mieville yorumu göreceksiniz burada. Kral Fare yazarın ilk kitabı, nefis bir hikaye okuyun ,okuyun, okutun...
Tepemde kule gibi yükselen şu kırmızı tuğla bina, işte gideceğim yer. Sağda solda ışık kareleriyle bölünmüş koskocaman karanlık bir kütle. Saçakların gölgesinde kalan bir ışık beni ilgilendiren. Bacaklarımı iki yana açarak binanın köşesinden yukarıya tırmanıyorum. Şimdi daha yavaşım. Televizyonun sesi ve yemek kokusu geliyor yaklaştığım pencereden, şimdi ise uzun tırnaklarımla tıkırdatıyorum, sanki bir güvercin yapıyormuş gibi ya da bir daldan geliyormuş gibi şaşırtıcı bir ses, bir yem.
21 Mart 2014 Cuma
Titus Groan
Son sayfayı okuyup kitabı kapattıktan sonra başa döndüm ve tekrar okumaya başladım. Bunun farkına vardığımda ilk 100 sayfayı okumuştum bile. Çok etkilendiğim, içimde bir şeylere dokunan, çok sevdiğim ya da defalarca okumak istediğim bir sürü kitap var. Ama Gormenghast farklı bir etki bıraktı üstümde, garip... Onu tanımlayabileceğim en iyi kelime tuhaf, garip sanırım ve gotik. Mervyn Peake'in aynı zamanda çizen biri olduğu o kadar belli ki... Okuduğunuz her satır büyüleyici bir tablo halini alıyor. Çok uzun bir süredir okunmayı bekliyordu Titus Groan. İthaki seriyi tamamlar diye bekledim uzun bir süre,onlardan ses çıkmayınca Gormenghast Triology'i şans eseri bulup aldım. Tabi içten içe hala 2. kitap çevrilir diye bekliyordum. 3 yıl geçti insaf yani İthaki neden bu kitabı çevirmiyorsunuz ki?
"Gormenghast'i herhangi bir edebi tarza dahil etmek eşsiz niteliklerinin çokluğu sebebiyle güç. Kolaylık adına bu üçlemeyi gotik yazın olarak nitelendirebiliriz; ama tıpkı ona adını veren şato gibi devasa olan, uçsuz bucaksız labirentlerle dolu bu yapıtın her sayfasına damgasını vuran özgünlük bizi bu kolaycılığa kaçmanın hazzından mahrum bırakacaktır. Çünkü Gormenghast'ta bir gotik-fantastik yapıttan beklenebilecek bir tema bulamayız. Tersine bizi bir girdap gibi içine çekip sersemleten karmaşık olaylar zincirinde, Dickensvari karakterlerin absürd gülünçlüğü, bin yıllık Gormenghast'in Kafkaesk atmosferiyle dengelenirken sarıcı bir gündelik gerçekliğe bürünür. Bu karakterleri tuhaf, komik, hatta fantastik bulabiliriz; ama acıları, hırsları ve tutkuları son derece gerçektir." Dost Körpe böyle anlatıyor Gormenghast'i.
Gormenghast'ta garip yaratıklar, büyü, büyücüler, elfler, cüceler, kılıçlar, ejderhalar yok. Yeni doğan bir bebek, kedileriyle ve kuşlarıyla meşgul bir kadın, kitaplarını çok seven bir adam, özgür bir kız, uşak, aşçı, doktor ve kadim bir şato var. Hepimiz gibi ama hiç birimize benzemeyen karakterler... Karanlık, gizemli, fantastik bir dünya Gormenghast diyarı...
Okuyun, okuyun, okutun...
"Gormenghast'i herhangi bir edebi tarza dahil etmek eşsiz niteliklerinin çokluğu sebebiyle güç. Kolaylık adına bu üçlemeyi gotik yazın olarak nitelendirebiliriz; ama tıpkı ona adını veren şato gibi devasa olan, uçsuz bucaksız labirentlerle dolu bu yapıtın her sayfasına damgasını vuran özgünlük bizi bu kolaycılığa kaçmanın hazzından mahrum bırakacaktır. Çünkü Gormenghast'ta bir gotik-fantastik yapıttan beklenebilecek bir tema bulamayız. Tersine bizi bir girdap gibi içine çekip sersemleten karmaşık olaylar zincirinde, Dickensvari karakterlerin absürd gülünçlüğü, bin yıllık Gormenghast'in Kafkaesk atmosferiyle dengelenirken sarıcı bir gündelik gerçekliğe bürünür. Bu karakterleri tuhaf, komik, hatta fantastik bulabiliriz; ama acıları, hırsları ve tutkuları son derece gerçektir." Dost Körpe böyle anlatıyor Gormenghast'i.
Gormenghast'ta garip yaratıklar, büyü, büyücüler, elfler, cüceler, kılıçlar, ejderhalar yok. Yeni doğan bir bebek, kedileriyle ve kuşlarıyla meşgul bir kadın, kitaplarını çok seven bir adam, özgür bir kız, uşak, aşçı, doktor ve kadim bir şato var. Hepimiz gibi ama hiç birimize benzemeyen karakterler... Karanlık, gizemli, fantastik bir dünya Gormenghast diyarı...
Okuyun, okuyun, okutun...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




























