Philippa Gregory etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Philippa Gregory etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2014 Cuma

Kralyapanın Kızı / Kingmaker's Daughter


Philippa Gregory'yi 2007 yazında Boleyn kızı ile tanımıştım. O günden beri çevrilen her kitabını okudum. Bazı kitaplar diğerlerine kıyasla daha sıkıcı olsa da hiçbirini okuduğuma pişman olmadım. Tudor dönemini Philippa Gregory'nin kaleminden okumayı seviyorum.

"Kralyapanın Kızı" Kuzenler Savaşı Serisinin 4. kitabı. Seride en sevdiğim hikaye hala "Beyaz Kraliçe". Ancak "Kralyapanın Kızı"nı da merakla bir çırpıda bitirdim. Seri boyunca aynı hikayeyi farklı kadın karakterlerin anlatımı ve perspektifleriyle dinlemeye devam ediyoruz. İlk olarak Elizabeth Woodville, ardından Margaret Beaufort, Jaquetta ve şimdi de sırada İngiltere kraliçesi Anne Neville.

Warwick Kontu olan babası ile onun tahta çıkarttığı IV. Edward'ın ilişkisi, Elizabeth Woodville'in cazibesi nedeniyle zarar görünce, Anne ve ablası Isabel için zor günler başlıyor. Geleneksel kız kardeşi rekabeti, araya İngiltere tahtını ele geçirmeye yönelik entrikalar da girince inanılmaz boyutlara varıyor. York'un üç oğlu arasında sürekli savrulan hayatları nedeniyle Anne ve Isabel için üzülmemek imkansız.

Philippa Gregory'nin kız kardeşler romanlarını diğerlerine kıyasla daha depresif buluyorum. Okurken içiniz eziliyor ve karakterlerin uğradıkları haksızlıklara baya içerliyorsunuz. Hele siz de iki kız kardeşseniz kendinize pay çıkarabiliyorsunuz.

Sonuç olarak "Boleyn Kızı"ndan bu yana okuduğum en sağlam Philippa Gregory romanıydı. Ancak favorim hala "Beyaz Kraliçe" Elizabeth Woodville.


7 Haziran 2014 Cumartesi

Meridon / Son Varis

Beatrice hırslı, cesur, sınır tanımayan, toprağına tutkuyla bağlı bir kadındı.
Julia zarif, iyi niyetli, insanları ve toprağı seven hiç kimseye zarar vermek istemeyen, ne yazık ki Lacey lanetiyle sarmalanmış bir kadındı.
Ve Meridon, hayatta kalmaya çalışan kalbi kırık genç bir kız. Lacey lanetinden haberi yok, Wideacre'nin adını bile duymamış, yalnızca yaşayabilmek istiyor kendisi ve kız kardeşi için. Bazı geceler rüyalarında görüyor Acre'yi, orada olmak istiyor, özlem duyuyor. Nerede olduğunu, neden sürekli rüyalarına girdiğini bilmiyor. Birde kızıl saçlı bir kadın var rüyalarında. Çok güçlü, güzel, acı çekiyor ancak bilmiyor kim olduğunu.
Annesinin kim olduğunu bilmiyor, yalnızca altın bir iğne var ondan geriye kalan, büyük annesine ne kadar benzediğinin farkında değil. Wideacre kadınlarının üçüncüsü belki de en şanslısı Meridon...


Meridon, Wideacre üçlemesinin son kitabı. Beatrice'in torununun hikayesini anlatıyor. Güzel, etkileyici bir hikaye ancak Beatrice kadar çarpıcı ve rahatsız edici ya da Julia gibi acıtan bir hikaye değil. Philippa Gregory'nin inanılmaz anlattığı bir hikaye, her kitabında olduğu gibi hem elimden bırakmak istemedim, hem de bitecek diye çok korktum. Biraz hayal kırıklığı da yaşadım elbette. Wideacre'nin sonu hoşuma gitmedi. Üçlemenin sonu için yeterince çarpıcı ve etkileyici bir kitap değildi. Bitene kadar hep meridon'un Beatrice'in soyundan geldiğini anımsatacak, tabii ki böyle yapacaktı dedirtecek bir şeyler olmasını bekledim. Elbette hikaye Acre köyü ve Wideacre için harika bir şekilde bitti. Beklentilerim farklıydı kuşkusuz.... Okuyun, okuyun, okutun....

23 Ocak 2014 Perşembe

Julia Günahkar Çocuklar / The Favourite Child

        Kadınlığı en büyük talihsizliği, inancı en değerli mirasıydı.


Wideacre cadısı Beatrice ve kardeşi Harry öldükten sonra varisleri Julia ve Richard, Celia ve john tarafından büyütülüyorlardı. Julia, Beatrice'in halası olduğuna inanıyordu ve ileride sevgili kuzeni Richard ile evleneceğini ve Wideacre'yi beraber idare edeceklerini düşünüyordu. Beatrice'den nefret etmiş, yaptıklarının hepsinden kendi sorumlu olduğu için başına gelenlerin çok hafif kaldığına inanmıştım. Hala beatrice'den bahsederken kullanmam gereken kelimeleri seçmekte zorlanıyorum. Rahatsız edici ve çok zorlayıcı bir hikayeydi. Her çevirdiğim sayfada dehşete düşüyordum. Julia'yı okumayı bu kadar erteleme sebebim de aynı sürece çok ta hazır olmamamdı. İlginç bir şekilde çok severek okudum Julia'yı, gerçi bazı yerleri okumamış olmayı tercih ederdim. Okuduklarıma inanamadım, ne olur bunlar gelmesin bu kızın başına, rüya falan görüyor olsun diye diledim çoğu zaman. Ama Julia çok çok severek okuduğum bir kitap oldu. 2014 benim için çok iyi başlamadı ve okuduğum kitapları özellikle sevdiğim yazarlardan ve eğlenerek okuyabileceğim kitaplardan seçiyorum. Julia çok eğlenceli değil elbette ama Beatrice gibi okurken nefret ettiğiniz, anlam veremediğiniz bir karakter değil. Julia iyi niyetli, insanları seviyor, toprağı seviyor, kimseye zarar vermek istemiyor. Ralph ile birlikte insanlarını kurtarmak istiyor ne yazık ki Lacey laneti bir türlü peşini bırakmıyor. Serinin son kitabı Meridon'u okumak için sabırsızlanıyorum. Hiç oyalanmadan okuyun Julia'yı 700 sayfanın nasıl bittiğini
anlayamayacaksınız.


19 Temmuz 2013 Cuma

Nehirlerin Kadını / Lady of The Rivers

Nehir Tanrıçası Melusina'nın soyundan gelen Jacquetta, doğumundan itibaren geleceği göreme yeteneğine sahipti.Çocuk yaşta amcasının evine yaptığı bir ziyarette, kendi gücünün tıpatıp benzerini, büyücülükle suçlanan genç mahkum Jeanne D'arc'ta gördü.

Jacquetta Fransa'nın en güzel prensesiydi ardından İngiltere'nin en önemli kadını oldu. Aşkı için tüm sıfatlarını bir kenara bıraktı ve Jacquetta Woodville oldu. İngiltere Kraliçesi Anjou'lu Margaret'in en yakın arkadaşı ve sırdaşıydı, tek dostuydu. Ardından İngiltere kraliçesinin annesi oldu.
Kuzenler Savaşı'nın 3. kitabı Nehirlerin Kadını bizi hikayenin en başına götürüyor. Tudorlar tahta çıkmadan, Yorklar tahtı almadan önceye götürüyor. Kingmaker'in henüz küçük bir çocuk olduğu zamanlara. Lancasterlar, Kötü Kraliçe ve buz prensin hikayesini anlatıyor. Elinizden bırakamayacağınız bir çırpıda okunacak bir kitap sizleri bekliyor.


Her şeye rağmen, kralı, kraliçesi, ve kızı Elizabeth için savaşmaktan vazgeçmedi. Felek Çarkı, İngiltere tahtına hiç kimsenin beklemediği birini geçirecekti ve bu kişiyi sadece Jacquetta biliyordu.



5 Temmuz 2013 Cuma

Kızıl Kraliçe / The Red Queen

İngiltere'nin Jeanne D'arc'ı olmaya kararlı bir kadın, ülkenin kaderini baştan yazacaktı. Onun önünde krallar bile duramadı. 


Ve işte Kral 8. Henry'nin büyük annesi, Tudorları tahta çıkaran kadın Margaret Beaufort'un hikayesi.
Margaret Beaufort, İngiltere tahtının gerçek sahibinin kendi ailesi olduğuna tüm benliğiyle inanıyordu. Yalnızlığından bir zafer yaratmaya kararlıydı ve her bedeli ödemek pahasına oğlunu İngiltere tahtına çıkarmayı kafasına koymuştu.
Margaret Beaufort, Elizabeth Woodville kadar seveceğiniz yada onun için üzüleceğiniz bir kadın değil. Ancak hikayesi ister istemez etkiliyor okurken. İnancı, azmi, hüzünlü aşkı ve oğlunu tahta çıkarma serüveni inanılmaz. hele bu hikaye Philippa Gregory'nin kaleminden çıkmışsa mutlaka okunmalı.



Spoiler:
Margaret ile Jasper Tudor'ın birlikte olamamalarına çok üzüldüm. Sanırım bunun sorumlusu Margaret'in annesiydi. Tam hatırlamadığım bir kaynak Margaret, jasper ile evlenseydi belki de Tudor Hanedanı olmazdı diyordu. Ama ben bu düşünceye katılmıyorum. Margaret Beaufort küçücük bir kızken de aynı inanç ve azme sahipmiş. Ayrıca Elizabeth Woodville laneti sanırım Tudor'ları gerçekten etkiledi.

20 Haziran 2013 Perşembe

The White Queen

Philippa Gregory okumaktan inanılmaz zevk aldığım bir yazar. Beyaz Kraliçe'yi ne kadar sevdiğimi ise daha önce zaten anlatmıştım uzun uzun.
İşte bu postun konusu da tam olarak Beyaz Kraliçe. Bir kaç gün önce The White Queen başladı. Henüz sadece ilk bölüm yayınlandı. Sanırım 10 bölüm olacak sezon. İlk bölümle ilgili izlenimlerim gayet iyi. Kitapla tamamen aynı başladı. Garip olaylar ve tuhaf yeni karakterler şimdilik yok. Oyuncu seçimi de bana göre başarılıydı. İzleyin, izleyin, izleyin...


19 Mayıs 2013 Pazar

Beyaz Kraliçe / The White Queen



Beyaz Kraliçe en etkileyici Philippa Gregory kitabı sanırım. İlk okuduğumda elimden bırakmak istememiştim. Genç Kral Edward'ı sevmemek, onun için endişelenmemek mümkün değildi. Philippa Gregory karakterlerini çok iyi anlatıyor ve sevdiriyor. Tabii Artemis'in harika çevirisini de göz ardı etmemek lazım. 2. kitap Kızıl Kraliçe çıktığında ikinci kez okudum White Queen'i. Ve Elizabeth Woodville'in öyküsü yine derinden etkiledi beni. Çocuklarına sahip çıkmaya çalışması, kocasına olan aşkı, olağan üstü hırsı,sahip olduğuna inandığı doğaüstü özellikler...  Kitapta ki en ilginç karakter Elizabeth'in annesi Jacquetta'ydı. Nehir Tanrıçası Melusina'nın soyundan geldiğine inanan Bedford Düşesi çok güçlü bir kadındı ve kızının en büyük destekçisiydi.
Beyaz Kraliçe Kuzenler Savaşı serisinin ilk kitabı. Plantagenet'ler ile Tudor'ların taht kavgalarını anlatıyor. Ne yazık ki Londra Kulesi'nde kaybolan prenslerin başına neler geldiği bugün hala gizemini koruyor. Tudorların en bilinen simaları  8.Henry ve Kraliçe Elizabeth'in öncesini merak edenler için inanılmaz bir seri. En çok meşhur Owen Tudor'la tanıştığım ve 8. Henry'nin annesinin kim olduğunu anladığımda mutlu oldum sanırım. Ve Genç Kral Edward güzel karısına verdiği sözü her tuttuğunda beni de gülümsetti. EE ne duruyorsunuz okuyun okuyun okuyun... 

3 Nisan 2013 Çarşamba

Beatrice / Wideacre


Philippa Gregory çok severek, keyif alarak okuduğum yazarlardan. 700- 800 sayfayı ne olduğunu anlamadan bitiriveriyorsunuz, elinizden bırakamıyorsunuz. Bugüne kadar çıkan kitaplarının aksine Beatrice Tudor'ları anlatmıyor. 1800lerde İngiltere'de geçiyor. Başrollerde de Wideacre Cadısı Beatrice var. Kitaba geçmeden önce söylemek istediğim bazı şeyler var. Eğer daha önce Philippa Gregory okumadıysanız yazarı bu kitapla tanımak çok iyi bir fikir olmayabilir. Evet genelde yazarın romanları hep cesur bir dille anlatılmıştır ve çarpık ilişkiler mutlaka yer alır ancak bu kitapta durum birazcık farklı. Beatrice tam olarak crazy little bitch. İnanılmaz bir karakter çok hırslı, inatçı, bencil ve feci halde rahatsız edici. Wideacre'ye o kadar bağlı ki onu kaybetmemek için yapamayacağı şey yok. Yaptıklarından da burada bahsetmek istemiyorum fena spoiler olacak çünkü. Çarpıcı, rahatsız edici, zor bir hikaye Beatrice'in hikayesi.
Kitabı okurken elimde olmadan Beatrice'i Scarlett O'Hara ile karşılaştırdım. Celia Melly'i hatırlattı bana sık sık. Sanırım Rüzgar Gibi Geçti İngiltere'de geçmiş olsaydı tam olarak böyle bir hikaye olurdu. Beatrice'in toprak tutkusu, Scarlett'in toprak aşkına ve Tara tutkusuna inanılmaz benziyor. Tabi ki Scarlett O'Hara Beatrice'in yanında bir melek. Abisiyle ilişkisi, Ralph, Celia'ya yaptıkları anlatılamaz. Çevirdiğim her sayfada yok artık dedim. Ancak en sinir bozucu kısmı kocası John'a yaptıklarıydı. Diğerleri yine tahmin edilebilirdi başlangıçta yaptıkları düşünülünce ama zavallı John'un ne suçu vardı yani bide adamı seviyordu. Neyse 800 sayfa civarı Beatrice Kötü Tohum ve sürekli okuyamadığım halde sadece 3 günde bitti. Çeviri, anlatım mükemmel. Ne kadar sinir bozucu olsa da ben sevdim bu romanı ve yeni kitap Julia'yı heyecanla bekliyorum ki bugün yarın çıkacak zaten:)
Çok Pis Spoiler:
Söylemezsem çatlayacağım kitabın sonu beni deli etti. Hayır kadın o kadar şey yaptı kendini paraladı sonuç, öldü hem de Ralph'in elinden. Birde üzerine Wideacre harabeye döndü. Ama Harry'nin ölümüne sevindim doğrusu çok sinirimi bozuyordu.


Eğer ilk okuduğunuz Philippa Gregory kitabı Beatrice ise ve ondan nefret ettiyseniz lütfen yazarın diğer romanlarına şans verin. Tudor serisi ya da Kuzenler Savaşı serisi müthiş romanlar. Yazarın kalemi inanılmaz. Okuyun, okuyun, okuyun...