Margaret Weis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Margaret Weis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2014 Perşembe

Güz Alacakaranlığın Ejderhaları / Dragons of Autumn Twilight



Ejderha Mızrağı serisinin son üçlemesi olan Kayıp Tarihçeleri, sanki doğru ve özel bir anın gelmesini bekler gibi uzun süredir saklıyordum. Hayalim, Güz Alacakaranlığın Ejderhaları ile başlayıp, serinin son kitabı olan Kum Saati Büyücü Ejderhaları ile veda etmekti. Tabi bunlara serinin Weis & Hickman’ın yazmadığı diğer kitaplarını da ekleyince zorlu bir okuma maratonu ortaya çıkıyordu. Okunmayı bekleyen yüzlerce -220 adet- “normal” kitabı ve bugünlerde sürünme seviyesine inen okuma hızımı da hesaba katınca işler içinden çıkılmaz bir hal almıştı.

Güz okuma şenliği için en az 6 Ejderha Mızrağı kitabı okuyabileceğimi fark edince -büyücü meslek olarak sayılabiliyordu sonuçta- beklediğim işaretin geldiğini anladım.

İlk Ejderha Mızrağı kitabımı okumaya başladığımda, elimde sadece Güz Alacakaranlığın Ejderhaları ve Kış Gecesi Ejderhaları vardı. Serinin ilk iki kitabını kitapçıda yan yana görmem tamamen şans eseriydi zira Kuşadası’nda istediğiniz her kitabı öyle elinizi kolunuzu sallayarak bulamıyordunuz. Kış Gecesini, 3. kitap olan İlkbahar Şafağı Ejderhaları kargosunun geç geleceğinden korkarak yavaş yavaş okuduğumu hatırlıyorum. Tabi kargo da her gün teslimat yapacak değildi, adamların işi var gücü var sonuçta. Velhasıl, kitapları neden yazlığa gitmeden önce Ankara’da doğru dürüst almamıştım da bütün bir ayı kargocu peşinde koşarak geçirmiştim pek bir fikrim yok. Hoş, artık hiç bir yerde bulmak kolay değil Ejderha Mızrağı kitaplarını, o zamanlar yine iyi kötü seriyi toplayabilmiştim.

Onlara bol bol gülüp, heyecanlanıp, arada gözlerimin yaşardığı o yaz günlerinde tüm yol arkadaşlarını yavaş yavaş tanımış, 50 küsür kitaplık seride onlarla bütünleşmiştim. Raistlin’in kuşkucu ve gizemli havası, Caramon’un dev cüssesi ve kocaman kalbi, Tas’ın bitmeyen haylazlıkları ve merakı, Flint’in sevimli huysuzlukları, Sturm’un asaleti, Goldmoon ve Riverwind’in aşkı, Tika’nın meşhur tavası, Kitiara’nın çarpık gülümsemesi ve Tanis. Hala bir türlü tam sevemediğim Tanis ve onun liderliği. Hepsiyle beraber bitmek bilmeyen süper bir maceraya çıkmıştım.


Güz Alacakaranlığın Ejderhaları her şeyin başlangıcı olarak benim için serinin en özel kitabıydı. Ve uzun zamandır bu kitabı ne kadar sevdiğimi yazmak istiyordum. Ama bazı şeyler hayatınızın sadece belli bir zamanında çok özel ve değerli olabiliyor galiba. Kitabın benim için anlamı her zaman büyük olacak ama tekrar okuduğumda hikayenin içine eskisi kadar kolayca sürüklenmediğimi de itiraf etmem gerekiyor. Eski dostlarımdan bir saniye bile sıkılmam, onlarlayken tebessüm etmeden durabilmem mümkün değil ama dürüst olmak gerekirse Ejderha Mızrağından beri okuduğum tonla fantazi kitabı sanırım çıtayı benim için biraz yükseltmiş. Yine de herkese tereddütsüz tavsiye edebileceğim müthiş bir kitap olduğuna şüphe yok. Mutlaka okuyun... Mızrak kahramanlarıyla geçirdiğiniz bir saniyeye bile pişman olmayacaksınız!


19 Temmuz 2014 Cumartesi

Yedinci Kapı / The Seventh Gate

Yeryüzü yok edildi.
Harabelerden dört dünya yaratıldı. Bizim için ve menschler için dünyalar: Gök, Ateş, Taş , Su.
Her dünyayı bir diğerine dört Kapı bağlar : Arianus'u, Pryan'a, Abarrach'a, Chelestra'ya.
Düşmanlarımız için bir ıslahevi yapıldı: Labirent.
Labirent diğer dünyalara Beşinci Kapı ile bağlanır : Vorteks.
Ve her şey Yedici Kapı aracılığı ile yapıldı.
Son başlangıçtı.



Hadi ne duruyorsunuz okuyun hemen. Unutmadan tüm seriyi yanınıza alarak okumaya başlayın:)

18 Temmuz 2014 Cuma

Labirentte / Into the Labyrinth

Yaratılan bir karakteri okurken yazar kadın mı yoksa erkek mi anlamanın en iyi yolu karakter derinliği ve geçmişi sanırım. Kadınların analiz yeteneği bana göre inanılmaz. Hele bir de Margaret Weis gibi harika hikayeler de anlatabiliyorsa ve Tracy Hickman varsa ortaya muazzam karakterler çıkıyor. Labirentte serinin 6. kitabı. Artık çoğu karakteri tekrar görüyoruz ve amaçlarını biliyoruz.  Haplo ile Usta Hugh gibi en baştan beri aramızda olan karakterlerdeki değişim ise çok şaşırtıcı. İlk başta sadece lordu için yaşayan Haplo, insanları, cüceleri ve elfleri hayatta tutmaya çalışıyor ve düşmanı sartanın hayatını kurtarmak için oraya, en büyük korkusuna, labirente geri dönüyor.


Fena Spoiler:
Marit tuhaf bir karakter, Haplo ile ilişkileri de öyle. Xar onu sadece Haplo'ya zarar vermek için kullansa da Marit tüm Patrynler gibi sadık, lordunu sorgulamıyor. Usta Hugh ölmüyor ve kimseyi de öldüremiyor, Alfred yine yalnız, şimdi de Orla'nın yasını tutuyor. ilk kapıya kadar gidiyoruz labirentte, sartanlar ile patrynler düşman değil eskisi gibi, beraberce hayatta kalmaya çalışıyorlar. Haplo, Rue'yu arıyor, sanırım içten içe tekrar Marit ile beraber olabileceğini düşünüyor.

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kaosun Eli / The Hand of Chaos

Her kitap farklı alemleri ve farklı karakterleri anlatıyordu. Bazı karakterleri hatırlamıyorum bile, bazı dünyalara ise kesinlikle dönmek istemiyorum. Kaosun Eli, tüm dünyaları ve karakterleri bir araya topluyor. Tehlikeli ve ortak bir düşman var, yok edilmesi çok zor. Kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.




Çok Pis Spoiler:
Alfred ve Orla'yı Samah labirente gönderdi. Xar yılanların etkisi altında, yenilmez olduğunu, çok güçlü olduğunu düşünüyor ve Haplo'yu dinlemiyor. Bane başlı başına bir sorun zaten. Haplo labirente gidip Alfred'i kurtarmak istiyor ancak Xar onu görevlendirdi Bane ile gitmeli. Yıksi - diksiyi sadece Bane çalıştırabilir. Usta Hugh ölmek istiyor ama ilk olarak Haplo'yu öldürmeli. Kenkariler kararlı.

29 Haziran 2014 Pazar

Yılan Büyücüsü / Serpent Mage

Dördüncü dünya Chelestra, su alemi.  Hikayenin çoğunu Grundl anlatıyor, cüce prensesi.
Elfler, insanlar ve cüceler bir arada mutlu mutlu yaşıyorlar Chelestra'da.
Buraya kadar gelebildiyseniz artık seriyi bırakma tehlikesi kalmadı demektir :) En keyifle okuduğum karakterler Yılan Büyücüsü'nde.  Çok şaşıracaksınız ve çok güleceksiniz... Okuyun, okuyun, okutun...


Çok Pis Spoiler:
Dünyalar nasıl parçalandı bu kitapta öğreniyoruz. Yediler konseyi, Samah, Orla ve diğerleriyle Alfred su aleminde tanışıyor. Haplo cezalandırıldığı için temkinli. Köpek artık Alfred'in yanında. Bu kitaptaki karakterleri sevdim özellikle Grundle çok güldürdü beni. Koparılış, sartanların korkusu ve yılanlar iyiydi. Hele yılan büyücüsü olduğunun farkında olmayan Alfred'e çok güldüm. Haplo anlamaya başlıyor artık.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Ateş Denizi / Fire sea





Abarrach üçüncü durağı Haplo ve köpeğin. Taş alemi... 
Serinin en karanlık hikayesini anlatıyor sanırım Ateş Denizi. 
Alfred için, çaresizliği için üzülmemek elde değil. Onun çaresizliği, hüsranı... Baltazar ve Prens Edmund ile tanışıyoruz Taş aleminde. Donmaya başlayan dünyalarında hayatta kalmaya çalışan, halklarını korumaya çalışan sartanlar. 
Haplo ile Alfred'in zorunlu yol arkadaşlığı... 
Ve Necropolis Hükümdarı Kleitus elbette... Necropolis halkı kehanetin gerçekleşmesini bekliyor. Haplo ise inandıklarını sorgulamaya başlıyor.
Spoiler:
Zavallı Alfred tam halkını buldu diye sevinirken, hayatına lazarlar, ölü çağırıcılar girdi. Ölüm kapısında Haplo ile birbirlerinin anılarına gittiklerinde ister istemez aralarında oluşan bağ birbirlerini daha iyi anlamalarını sağladı. Lanetliler odasında buldukları gerçek herkesin nasıl da hayatını değiştirdi. Jonathan herhalde en çok üzüldüğüm karakter serideki. Gördü, anladı ve feda etti kendini. Lanetliler odasının bulunması da içeride yaşananlar da çok etkileyiciydi. Prens Edmund ve çabaları da öyle. Haplo sonunda lordunu sorgulamaya başladı ve Abarrach daki gerçeği saklama kararı verdi. ölüler ordusu ne kadar parlak bir fikir olsa da lordunun elinde ne kadar korkunç olabileceğini gördü. Zaten Xar'ın müthiş bir lider olduğuna inanmak zor. Eskiden öyleymişse bile hırs ve nefret onu kör etmiş gibi görünüyor.


21 Haziran 2014 Cumartesi

Elf Yıldızı / Elven Star


Elflerle ilgili olan bölüme geldik sonunda çok şükür, neydi o Arianus'taki welfler, yıksi diksi falan diyorsunuz muhtemelen değil mi? 

Pryan'a hoş geldiniz. İnsanlar, elfler ve cüceler... Ve birde eski bir dost katılıyor aramıza bu kitapta. İster istemez gülümseten bir dost... Raistlin'e Gandalf'a sataşan eğlenceli ihtiyar. Haplo'yu yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz.

Pryan, Ateş alemi, dört alemden ikincisi, birbirinden habersiz dünyaların bir diğeri... Pryan'da güneş hiç batmıyor, Arianus'un aksine su sıkıntısı çekilmiyor. Yemyeşil ormanlarla çevrili etrafı. Irklar ise hala düşman birbirlerine...

Cüce Drugar'ın büyülü elf silahlarına ihtiyacı var bunun için insanlardan yardım istiyor. Roland ve kardeşi satacak ona silahları, elf Paithan'dan alarak.. Haplo ise lordunun emirlerini yerine getirmek istiyor yalnızca, geri kalan hiç bir şey önemli değil...


Spoiler:
Zavallı Drugar... ne zaman onla ilgili bir şey okusam içim eziliyor. Titanlar ve kaleyi sormaları en iyi kısmıydı bana kalırsa kitabın. Kaleye gelişleri, gemide insanların ve elflerin tartışmaları çok sıktı beni okurken. Sanırım Elf Yıldızı, Zifnab'a rağmen seride en az zevk aldığım kitap oldu.Zifnab olmasa seriyi burada bırakabillirdim. Aynı noktadaysanız sakın pes etmeyin. Devamı muazzam çünkü.


19 Haziran 2014 Perşembe

Ejder Kanadı / Dragon Wing



Son zamanlarda okuduğum en iyi seriydi, mutlaka okuyun, elinizden bırakamayacaksınız diye başlayacak bu kitap ile ilgili düşündüklerim. Muhtemelen kitabı alacaksınız kitaplıktan, tozlanmış olacak elbette. Bir kaç sene önce almış olmama rağmen ilk baskı bendeki ve basım yılı 2001, bu durum beni çok üzdü.  Niye kimse fantastik okumuyor? Neyse konuyu dağıttım her zamanki gibi. Başlayacaksınız okumaya ve beni pek sevgi içermeyen sözcüklerle anacaksınız. Şimdi sakin olun, belki farkında değilsiniz ama ne saçmalıyor bu kitap derken ilk 100 sayfa bitti bile, bakın henüz elinizden bırakmadınız. Zor kısmı geçti, bir elli sayfa daha dayandınız mı istesem de elinizden alamam artık Ejder Kanadı'nı.
Serinin garip bir özelliği de her kitapta okuma sürenizin kısalması. Son kitaba dün gece Brezilya- Meksika maçından sonra başladım ve bu sabah bitmişti.İlk iki kitabı atlattınız mı gerisi muazzam bir macera.
Gelelim Ejder Kanadı'na. İlk tavsiyem, arka kapak yazılarını kitaplar bittikten sonra okuyun, bir çoğu ciddi spoiler içeriyor. Çevirmen Niran Elçi, çeviri müthiş. Yepyeni bir dünya ve yepyeni kurallar olduğu için klasik D&D'ye alışık olan ben biraz bocaladım başlarda. Cücelerin hali, elflerin tavrı, yeni ırklar, değişen büyü kuralları. Karakterleri tam benimsemişken altüst olan şartları da yadırgadım tabi. Welfler, gegler, yüksek alemler, yıksi diksi...

Ejder Kanadı, Gök alemi Arianus'ta başlıyor. Yıllar önce dünya parçalanmış ve dört aleme ayrılmış, gök, taş, ateş ve suyu. Büyünün şekli değişmiş, her ırk ihtiyaçlarına göre şekillendirmiş büyüsünü ve zamanla diğer alemler unutulmuş. Ölüm kapısı ise tüm ihtişamıyla bekliyor ne yazık ki ölüm kapısını bilen sadece bir kaç kişi var, onlar da henüz tüm hikayeyi bilmiyor. Lordu için hayatını verecek köpekli bir adam, ırkından geriye kalan tek kişi olan yaşlı bir adam,  tuhaf bir katil, geg Limbeck... Hadi ne bekliyorsunuz, inanılmaz bir macera sizi bekliyor.




Çok Fena Spoiler:
son sayfaya kadar açıkçası Haplo'yu sevmek için bir sebep bulamadım, Usta Hugh'un küt diye ölmesi de çok sinirimi bozdu. Zaten adama alışamadım bir de ilk kitapta öldürdünüz nasıl yani diyerek gezindim bir süre etrafta. Gerçi Alfred niye hayatta kalan tek sartan, lord kim, neyin peşinde merak etmemek mümkün değil. Sinistrad garip ve rahatsız eden bir büyücüydü, Bane'den bahsetmek bile istemiyorum. Iridal'ın zayıflığı da ilginçti. Bir kaç kitap sonra yazayım düşündüklerimi spoilerın da bir adabı var sonuçta.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Kahinin Gülü / The Rose of Prophet

Gezginin Buyruğu / The Will of the Wanderer


Büyük bir heyecanla okumaya başladığım sevgili kitabım dün gece bitti. Baştan söyleyeyim ben ciddi bir Dragonlance fanatiğiyim. Forgotten Realms ve Ravenloft'u da seviyorum ama Dragonlance başka. Hatta şöyle açıklayayım durumu, bana göre Coco Chanel moda dünyasında bugüne dek görülmüş en müthiş, en yetenekli ve başarılı kadın. Nasıl Chanel pudramdan vazgeçemiyorsam Weis ve Hickman hikayelerinden de vazgeçemem. Margaret Weis benim için edebiyatın Coco Chanel'i. Yani çok objektif değerlendirme yapamayacağım kitapla ilgili. Ancak en azından konu ile ilgili bir fikir verebilirim.
Gezginin Buyruğu bir çölde geçiyor. Ana kahramanlarımız Khardan ve Zohra. Hikayenin tamamına doğu kültürü ve çöl havası hakim. Bu beni rahatsız etti mi peki? Hayır. Hatta sevdim bile diyebiliriz. Ancak bunda başta da belirttiğim üzere yazarların etkisi büyük başka biri yazmış olsa okumazdım muhtemelen. Sanırım frp kitapları içerisinde ilk defa eşcinsel bir karakterle bu kitapta karşılaştım (yanılıyorsam lütfen düzeltin). Bence kitaptaki karakterler gayet özgün. Okurken "Ya bu adam da aynı Fizban'a benziyor", "Aaa bak ya Tasslehoff da böyle yapıyordu zaten" falan demedim. Sanırım 6 günde okudum ancak son 250 sayfayı dün gece okudum. Başları biraz sıkıcıydı, ilk 100 sayfayı atlatınca elimden bırakmakta zorlanmaya başladım. En sevdiğim karakter şimdilik Matthew adında bir büyücü. Çok uzak diyarlardan denizin diğer tarafından gelip yolu Khardan ve çöl halkıyla kesişen genç bir adam. Hikayede sadece tanrılar yok, ifritler, cinler ve melekler var. Kim kimdir kısmını hala tam olarak çözemedim. Elbette Weis tarzı espriler ve atışmalara da bol bol rastlayıp kıkırdıyoruz kitabı okurken. Ay çok uzattım, sonuç olarak ben bu kitabı sevdim ve bu gece 2. kitaba başlayacağım. Bence fantastik kurgudan hoşlanıyorsanız ya da yolunuz bir şekilde Weis ve Hickman'la kesiştiyse mutlaka okumalısınız. Evet alışılmış tarzın dışında ama şans verdiğinizde sizi pişman etmeyen bir hikaye. Muhtemelen bedevilerle ilgili yazılmış ve bu kadar severek okuyabileceğiniz başka bir hikaye bulamazsınız.






Gecenin Paladini / The Paladin of the Night



Gecenin Paladini, Gezginin Buyruğu ile karşılaştırılınca çok daha sürükleyici ve eğlenceli bir kitaptı. Pukah türlü işler karıştırdı, şansı yaver gitti neyse ki :) İkinci kitap genel olarak ölümsüzlerin maceralarını anlatıyor. Khardan, Zohra ve Mathew esir düşüyorlar, sonunda Mathew'un balıklarının hikayesi ortaya çıkıyor. Pukah, Sond ve Asrial ise kayıp ölümsüzlerin peşinde. Ahmet yeni kararlar alıyor, Usti herkesi şaşırtıyor. Khardan ve Zohra, Mathew'un gerçek hikayesini öğreniyorlar. Meryem yeni planlar yapıyor. Ve ben kitabı elimden bırakamadan okudum :)
Gezginin Buyruğu ile Gecenin Paladini'nin çevirmenleri farklı. Bu değişiklik beni rahatsız etmedi ancak ikinci kitabı daha severek okuma sebebim çeviri de olabilir. 






Akhran'ın Kahini / The Prophet of Akhran



Ve işte en son kitap Akhran'ın Kahini. Sonunda bitirdim Kahinin Gülü Serisi'ni. Eğlenceli, okunabilir güzel bir seriydi. Elbette Dragonlance gibi bayıla bayıla okumadım. Ancak okurken sıkıldığım, nerden başladım ki dediğim bir seri de olmadı. Kitaplarla ilgili en büyük sıkıntı çevirmenlerin her kitapta farklı olması ama çok ta rahatsız edici bir durum değil. Gelelim son kitaba. Cinler beni çok şaşırttı özellikle Pukah. Eh hikayenin başında pek hoşlanmamıştım ondan ancak utandırdı beni. Tabi hala hoşlanmıyorum o ayrı. Sond ve Usti çok sevimlilerdi bence. Khardan'ın Meryem ile ilgili gerçekleri görmesi biraz geç oldu ama iyi oldu. Mathew ve Zohra kitapta en sevdiğim karakterlerdi. Aralarındaki iletişim beni çok eğlendiriyordu. Sonu biraz hızlı gelişti sanki. Ama güzel bir hikayeydi, değişik, ilginç. Okuyun, okuyun, okuyun.
Fena Spoiler:
Mathew, Khardan'a olan hislerini söylediğinde benim bile gözlerim doldu. Khardan'ın tepkisi maceranın başından sonuna kadar onda oluşan tüm değişiklikleri gösteriyordu ki bece çok güzel bir ayrıntıydı. Zohra'nın sonunda Khardan ile beraber olacağı evet çok belliydi ancak böyle gelişmesi çok daha iyi oldu bence. Böylelikle vıcık vıcık aşk hikayesi okumamış olduk.