Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Haziran 2015 Salı
Kısa kısa...
Bugün uzunca bir aradan sonra ilk defa yazıyorum. Bu aranın sebebi vakitsizlikten ziyade içimden gelmemesi oldu. Değiştiremeyeceğim insanlar ve olaylar için üzülmeyeceğime dair kendime verdiğim söze rağmen son zamanlarda görüp duyup yaşadığım kimi olaylar yazma isteğimi biraz kırdı. Bir nevi içime kapandım.
Konu okuma tabi başta. Maalesef okumak gibi kişisel bir şey bile bazen etrafınızdaki insanlar tarafından yargılanma malzemesi olabiliyor. "Kitap delisi", "Ya çocuk, ya kitap", "O kitap çerez, şunu oku", "Bunca kitaba vereceğin parayla..." vs. Sonuçta ben kendim için okuyorum. Aklıma eseni okuyorum. Başkasının belki aylık Digiturk masrafını kitaba harcıyorum çünkü televizyon seyretmiyorum. Çocuğum yok, o yüzden herhalde daha çok boş vaktim oluyordur, o vakitlerde de kitap okuyorum. Yeri geliyor sabun köpüğü gibi kitapları seviyorum, yeri geliyor anlayabildiğim kadarıyla daha ağır şeylere girişiyorum. Sonuçta ben böyleyim, bunu istiyorum.
Mesele burada da kalmıyor. Evine koyduğun koltuktan et yememene, kapına gelen kargodan üstüne başına giydiğin kıyafete kadar yargılama devam ediyor. Konunun ciddi ya da sıradan olması önemsiz. Görünüşe göre kendinden farklı herhangi bir şeye tahammül etmek bizim için oldukça zor. Bu boğucu düzenden bazen kaçış olabilen internette bile yeri geliyor aynı müdahalelere maruz kalıyorsunuz. "Fantastik zaman kaybıdır.", "O kitabın dili sana ağır gelebilir yalnız." vesaire. Oldu canım.
Neyse. O yüzden son zamanlarda pek bir şey yazasım gelmemişti. Ama hayat devam ediyor. Nefes alıp verdikçe. Ben de Mayıs boyunca sevdiğim sevmediğim bir yığın şey okudum. Ve sizle paylaşayım dedim. İşte kısaca fikirlerim:
Unutma Dersleri - Nermin Yıldırım
Nermin Yıldırım bu ay ilk kez okuduğum yazarlardan biri. "Unutma Dersleri" eğlenceli ve merak uyandırıcı bir şekilde başladı ve geneli itibariyle zevkli ve sürükleyici bir okumaydı. Bence en zayıf yönü yer yer fazlaca avamlaşan diliydi. Onun dışında sevdim diyebilirim.
Ceza Sömürgesi - Franz Kafka
Tüylerimi diken diken eden acımasız bir öyküydü. Anlatılanlar gözümde canlanmasın diye uğraştım resmen. Kısa ama çarpıcı bir kitaptı.
Büyünün rengi - Terry Pratchett
"Diskdünya" merak ettiğim bir seriydi. İlk kitap olan "Büyünün Rengi"nin tekrar basımını fırsat bilip giriştim. Bolca tebessümlü bir hikayeydi. Ancak biraz alışma gerektiren bir dünya gibi görünüyor. Birkaç kitap sonra daha net bir fikre sahip olurum diye tahmin ediyorum.
Rüzgar Gibi Geçti - Margaret Mitchell
Herhalde hayatımın kitabıdır. Zaten birkaç senede bir tekrar okurum. Bana kalırsa yazılmış en güzel hikaye. Ve en müthiş karakterler. Rhett ve Scarlett. Fazla söze gerek yok.
Kör Baykuş - Sadık Hidayet
Çarpıcı, ürkütücü ve okurken insanı zorlayan bir hikaye. Gece okumaya başladığım kitabı içim dayanmadığı için gün ışığında bitirmem gerekti. Rahatsız edici ve ürpertici bir hikayeydi. Gündüz okumanızı tavsiye ederim.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku - İlhami Algör
Tadı damağımda kaldı resmen. Kısa ama sıcacık bir kitaptı. Filmi henüz izlemedim. İlhami Algör’ün diğer kitabını kitaplığa ekledim. İlk fırsatta okumayı düşünüyorum.
Jane Austen Kitap Kulübü - Karen Joy Fowler
Sevimli, eğlenceli ve yaramaz bir kitap olduğuna inanarak okumaya başladım. Fakat pek beklediğim gibi çıkmadı. Hikaye biraz tutarsız geldi, karakterler de sinir bozucuydu. Çok tavsiye edemeyeceğim.
Poyraza Çare - Daniel Glattauer
Elime adıktan sonra göz açıp kapayana kadar boğazımda bir düğümle bitirdiğim ve etkisini birkaç gün atlatamadığım müthiş bir kitap. Sevdiğim herkesin eline tutuşturup zorla okutmak istediğim türden. Sadece e-mail yazışmalarıyla anlatılan inanılmaz bir hikaye. Muhakkak şans verin isterim. Devamını da (Every Seventh Wave) İngilizcesinden okudum. İlki kadar iyiydi. Onun da Türkçe'ye çevrilmesi dileğiyle.
Rosshalde - Herman Hesse
Beni Herman Hesse ile tanıştıran kitap. Sevgi ve ilgiye muhtaç bir ufacık çocuğun hissettikleri çok etkileyici biçimde anlatan bir hikayeydi. Sadece sanatını umursayan bir ressam, mutsuz ve çaresiz karısı ve yıkık dökük hayatları. Karakterler çok gerçek ve ikna ediciydi. Çok beğendiğim bir kitap oldu.
Gelecek Sefere - Marc Levy
Marc Levy büyülü ve insanı esir alan anlatımıyla en sevdiğim yazarlardan biri. "Gelecek Sefere" başka bir yazarın yazdığı bir hikaye olsa belki sevebilirdim. Ama bir Marc Levy kitabı olarak diğerlerinin gerisinde kaldı maalesef benim için. Yazarla tanışmadıysanız bu kitaptan başlamayın derim.
Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali
Sabahattin Ali geç tanıştığım ama sevdiğim ve arayı kapatmak istediğim yazarlardan. Her okuduğum kitabı kendine has güzel bir etki bırakıyor üzerimde. Kuyucaklı Yusuf da aynı şekildeydi.
Konstantiniyye Oteli - Zülfü Livaneli
Düşündürücü bir hikayeydi. Ölüm ve uyku temasını işleyen. Maalesef kağıt kalitesinin kötülüğü benim için kitabın önüne geçti.
İnce Memed - Yaşar Kemal
Henüz sadece ilk cildini okudum. Başarısı yadsınamaz bir kitap. Devamını da getireceğim.
Sırça Fanus - Sylvia Plath
Yazarın hüzünlü hayat hikayesiyle beraber düşünüldüğünde etkileyici olsa da çok beğendiğim bir kitap değildi. Bitince sevindim desem abartmış olmam.
Etiketler:
Bilim Kurgu,
büyünün rengi,
ceza sömürgesi,
Dünya Roman,
Fantastik Kurgu,
ince memed,
konstantiniyye oteli,
kör baykuş,
rosshalde,
Rüzgar Gibi Geçti,
Türkiye Roman,
unutma dersleri
19 Şubat 2015 Perşembe
Tower of Glass / Cam Kule
Son zamanlarda okuduğum kitaplar ile ilgili bir şeyler yazmama sebebim tembellik değilmiş. Beni heyecanlandıran, paylaşmak istediğim kitaplar okumamışım sadece.
Gece uyutmayan, elimden bırakamadığım bir kitabı okumayı çok özlemiştim.
Eğer Robert Silverberg hiç okumadıysanız hemen İçeriden Ölmek ya da Cam Kule'yi alın ve okumaya başlayın. Ben de yarın Gece Kanatları'nı almaya gideyim. Umarım bir an önce tüm Robert Silverberg kitapları çevrilir.Herkes Robert Silverberg okur.
İşçi - işveren ilişkileri, yaratılış süreci, tanrılaşma ve din aynı hikayede ancak bu kadar müthiş bir araya gelebilirdi. Anlatılan hikaye de bilimkurgu üstelik. Androidlerin gözünden dünya ve şartlar, insanların gözünden toplum ve olaylar öyle güzel anlatılmış ki.
Ve elbette her şeyi başlatan adam yaratıcı Krug...
Tüm karakterleri çok sevdim. Krug ve oğlunun ilişkisi, her ikisinin değerleri, inandıkları ve dünyaya bakışı, android toplumu ve tavırları enfesti.
Hikaye ve anlatım inanılmazdı. Mutlaka okuyun...
11 Eylül 2014 Perşembe
Doctor Who Shada
Doctor Who Shada, ha bugün ha yarın okuyayım derken aylardır başucumda tozlanmıştı. Halinden bezmiş olacak zavallıcık, “Yahu en azından yaz sonu kitabı olayım” dercesine bir saltoyla yaz tatili çantama atlayıverdi. Ben de teklifini kabul ettim. Normal şartlarda bir çırpıda okunacak bir kitaptı. Ben sadece sahilde okumaya karar verince sonunu görmem bir haftamı aldı. Ama kum, deniz ve güneşin yanında iyi gitti.
Kitap, 4. doktor zamanında geçiyor. Doktorun yol arkadaşları zeki ve güzel Romano ile doktorun en iyi (metal) dostu K9. “Emekli” zaman lordu ve üniversite hocası Chronotis’e ait tehlikeli bir kitap yanlışlıkla asistanlar Chris ve Claire’in eline geçince, onlar da Doktor ve arkadaşlarıyla beraber zorlu, saçma ve komik bir maceraya atılıyorlar. Azimli ve gözü dönmüş kötü adam Skagra da kitabın peşine düşüyor. Amacı ise “Shada”yı bulmak, fakat onun ne olduğu veya ne işe yaradığını bilen kimse yok.
Kitabı genel olarak tuttum. Yer yer fazla tahmin edilebilir olması dışında tipik bir Doctor Who hikayesiydi. Hikayedeki 4. doktor en favori doktorlarım listesinde üst sıralara pek yaklaşamadı. Bilgi olsun diye söylüyorum, ilk sıradaki 10. doktor David Tennant, 11. Matt Smith’ten bir adım önde. 4. doktor onların özellikle sevimlilikte gerisinde kaldı. Tabi David Tennant’tan akıllı olduğu kesin! Chronotis de ilginç bir karakterdi, antika Tardis’i de epey matraktı.
Hikaye Douglas Adams tarafından yazılan ancak yayınlandığı yıl grev sebebiyle çekilemeyen senaryonun Gareth Roberts tarafından hikayeleştirilmiş versiyonu imiş. Bu vesileyle Gareth Roberts da ilgimi çekmiş oldu. Bir göz atmaya karar verdim.
Ve bu kitap ile ilgili (ilgisiz) son notlarım: Bunu okuduğum süre içerisinde 2,5 arı tarafından sokuldum. Hem de sadece 1 günde! Yine aynı periyotta evde en az 5 farklı kurbağa ile beraber yaşadım. Bir ara sivrisinek cehennemine karşı “Off Duşu” fikrinin patentini almaya niyetlendim. Yine istediğim kadar kararamadım. Ama neticesinde güzel bir yaz tatiliydi. Sonrasında ise bazı uğraşlarıma daha fazla konsantre olmaya karar verdim. Sanırım bundan sonra bu yaz okuduğum kadar bol bol okuyamayabilirim. 10.000 saat kuralı, bekle beni geliyorum.
17 Ağustos 2014 Pazar
Kedi Beşiği / Cat's Cradle
Ötekiler Arasında biterken ardında upuzun bir okunacaklar listesi bıraktı bana. M.İhsan Tatari kitabın sonuna 154 kitaplık listeyi de ekleyince kaçmak imkansızdı Mori'nin okuduklarından. Bende Kedi Beşiği ile başladım Mori'nin listesine.
Keşke çok daha önce okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Kedi Beşiği. Benimle birlikte ülkenin yarısını gezdiği için biraz uzun sürdü okumam, aslında bir oturuşta bitirilecek harika bir kitap.
Jonah, atom bombasının mimarını araştırıp, hakkında bir kitap yazmaya karar veriyor ve bizleri inanılmaz bir maceraya sürüklüyor. Yepyeni bir din, dünyanın sonu ve bol bol kahkaha... Mutlaka okuyun yoksa çok pişman olursunuz...
Bana Jonah deyin. Annemle babam öyle yaptı, ya da ona yakın bir şey. John adını vermişler bana.
Dinleyin:
Ben daha genç bir adamken; iki kadın, 3000 litre, 250000 sigara önce...
Yani ben çok genç bir adamken, adına Dünyanın Sona Erdiği Gün denecek bir kitap için malzeme toplamaya başlamıştım.
Kitap, gerçeklere dayalı olacaktı.
Kitap, ilk atom bombasının Japonya'daki Hiroşima'ya atıldığı gün, önde gelen
Amerikalı şahsiyetlerin neler yaptığının bir anlatımı olacaktı.
Bir Hıristiyan kitabı olacaktı.
O zamanlar Hıristiyan'dım.
Şimdi ise;
Bokononcu'yum.
Keşke çok daha önce okusaydım dediğim kitaplardan biri oldu Kedi Beşiği. Benimle birlikte ülkenin yarısını gezdiği için biraz uzun sürdü okumam, aslında bir oturuşta bitirilecek harika bir kitap.
Jonah, atom bombasının mimarını araştırıp, hakkında bir kitap yazmaya karar veriyor ve bizleri inanılmaz bir maceraya sürüklüyor. Yepyeni bir din, dünyanın sonu ve bol bol kahkaha... Mutlaka okuyun yoksa çok pişman olursunuz...
Bana Jonah deyin. Annemle babam öyle yaptı, ya da ona yakın bir şey. John adını vermişler bana.
Dinleyin:
Ben daha genç bir adamken; iki kadın, 3000 litre, 250000 sigara önce...
Yani ben çok genç bir adamken, adına Dünyanın Sona Erdiği Gün denecek bir kitap için malzeme toplamaya başlamıştım.
Kitap, gerçeklere dayalı olacaktı.
Kitap, ilk atom bombasının Japonya'daki Hiroşima'ya atıldığı gün, önde gelen
Amerikalı şahsiyetlerin neler yaptığının bir anlatımı olacaktı.
Bir Hıristiyan kitabı olacaktı.
O zamanlar Hıristiyan'dım.
Şimdi ise;
Bokononcu'yum.
29 Haziran 2014 Pazar
Silo / Wool
Yalanlardan sağ çıkarsanız, bir de gerçekleri deneyin.
Bizim evde sıradan bir günde, yeni bitirdiğim kitap elimde Emre'nin etrafında dolanırım, bunu oku mutlaka, bak çok iyi ,tam senlik gibi kelime gruplarıyla onu kandırmaya çalışırım. Genelde işe yaramaz, bazen de beni susturabilmek için tamam der ama okumaz.
Bir gün kendi halimde Elf Yıldızı'nı okurken şöyle bir ses geldi kulağıma, "Ben bitirir bitirmez bunu okuman lazım". Daha okuyacak 5 kitabım vardı ve her elime aldığım kitapta "Silo'yu okusana artık" diye söylenen bir koca vardı.
Peki bu hikaye nasıl başladı? Wool serisi uzun süredir gözüme çarpıyordu, çevrilmesini mi beklesem orijinali mi alsam derken, Silo basıldı. Bende Fallout delisi koca için sipariş verdim. Post apocalyptic era bizde onun olayı. Ben Fallout New Vegas'ı ps3 te oynama kararımla onu çıldırtıyorum sadece. Ne yazık ki o haklı ps3 versiyonu fena pc de oynamak lazım. Yeni hazırladıkları comics için yaptığım pazarlıklar da işe yaramadı o da post apokalipt olacak, oysa iyi bir fantastik istemiştim. Birde zombi apokalipsi tutkusu var ki evlerden dışarı, zorla The Walking Dead izliyorum :) Yine konuyu dağıttım, sonuçta okumaya başladı kitabı. Hiç alışık olmadığım şeyleri duymaya da o zaman başladım işte.
Bizim evde sıradan bir günde, yeni bitirdiğim kitap elimde Emre'nin etrafında dolanırım, bunu oku mutlaka, bak çok iyi ,tam senlik gibi kelime gruplarıyla onu kandırmaya çalışırım. Genelde işe yaramaz, bazen de beni susturabilmek için tamam der ama okumaz.
Bir gün kendi halimde Elf Yıldızı'nı okurken şöyle bir ses geldi kulağıma, "Ben bitirir bitirmez bunu okuman lazım". Daha okuyacak 5 kitabım vardı ve her elime aldığım kitapta "Silo'yu okusana artık" diye söylenen bir koca vardı.
Peki bu hikaye nasıl başladı? Wool serisi uzun süredir gözüme çarpıyordu, çevrilmesini mi beklesem orijinali mi alsam derken, Silo basıldı. Bende Fallout delisi koca için sipariş verdim. Post apocalyptic era bizde onun olayı. Ben Fallout New Vegas'ı ps3 te oynama kararımla onu çıldırtıyorum sadece. Ne yazık ki o haklı ps3 versiyonu fena pc de oynamak lazım. Yeni hazırladıkları comics için yaptığım pazarlıklar da işe yaramadı o da post apokalipt olacak, oysa iyi bir fantastik istemiştim. Birde zombi apokalipsi tutkusu var ki evlerden dışarı, zorla The Walking Dead izliyorum :) Yine konuyu dağıttım, sonuçta okumaya başladı kitabı. Hiç alışık olmadığım şeyleri duymaya da o zaman başladım işte.
"Ee bu adam tüm kitabı ilk 30 sayfada anlatmış devamı n'olcak ki"
"Ayarsız enerji"
"yok artık"
"yok artık hahaha"
"Mutlaka okuman lazım bunu"
Ölüm Kapısı serisini bitirir bitirmez Silo'yu okumaya başladım. Silo, keşke ben yazmış olsaydım bunu diye düşündüren kitaplardan. Yazara, anlatımına, hayal gücüne hayran olmamak mümkün değil. Bu kadar bayılarak okuduğum, son dönemlerde yazılmış kitaplar sadece Patrick Rothfuss'un Rüzgarın Adı ve Bilge Adamın Korkusu'ydu. İşte Silo da o kadar güzeldi. Tabi hızına yetişmek biraz zor oldu:)
Silo'daki havayı soluyorsunuz resmen okurken, anlatılan her şeyi hissedebiliyorsunuz, görüyorsunuz.
Kitabı elime aldıktan sonra bırakamadım bir daha, sürekli yok artık ve acaba şimdi ne olacak diye diye bir baktım kitap bitivermiş. Devamı için sabırsızlanıyorum.
Monokl Edebiyat'tan okuduğum ilk kitap Silo. Çeviri harikaydı, basım hatası yoktu. Klasikleşecek olan tavsiyem, arka kapağı kitaptan önce okumayın lütfen. Şimdi asıl soru bende Emre gibi devamını orijinalinden mi okuyacağım yoksa çeviriyi mi bekleyeceğim? Kitapla ilgili spoiler olmaması için konudan ve karakterlerden bahsetmiyorum. Kitapla ilgili harika bir yazı için Kayıp Rıhtım sizi bekler ya da editörün kaleminden Silo. Ayrıca Açlık Oyunları ile Silo'nun karşılaştırılmasını onaylamıyorum ve desteklemiyorum. Silo kaçırılmaması gereken bir kitap. Hadi ne duruyorsunuz okuyun hemen...
Çok Fena Spoiler:
Herhalde en büyük şoku başkan ölünce yaşadım. Daha kitabın başı ya beklemiyor insan. Hadi Holston'ı kabullendim diyelim de Başkan küt diye gitti. Zamanla alışsam da son sayfaya kadar kesin Juliette de ölecek diye bekledim :) Lukas tartışmalı bir karakter bana göre. Bernard ve inanmışlığı çok iyiydi, Solo'ya çok üzüldüm. Bu satırları yazarken bile keşke öbür siloda bırakmasalardı onu diye düşünüyorum. Kendimi öyle kaptırmışım ki bir an suyun altında nefes alamadığımı hissettim bende.
Diri diri gömüldüler,
Ama ölmediler,
Bazılarına yetmedi bağışlanan hayatları,
Çünkü yalanlarla kaplı bir hayatı yaşamaktansa,
Gerçekler uğruna ölmeyi seçtiler.
Yine Fena Spoiler:
Kitaptaki en çarpıcı noktalardan biri bana göre haberleşmenin engellenmeye çalışılmasıydı. Mesajlar çok pahalı, yüzlerce katı taşıyıcılar inecek ve mesaj ulaşacak. İletişimin önü kesilecek, düşünmek, sorgulamak ve konuşmak yasak. Lukas'ın ipini Bernard "Dışarı çıkmak istiyorum" dedirterek çekmişti. Tüm hayatını siloda geçiren insanları düşününce ürperiyorum. En ilginç ayrıntı da her çıkanın ilk olarak temizlik yapmasıydı. Neden, idam cezası onlara verilen ve hala geride kalan tipler dışarıyı daha net görebilsin diye uğraşıyorlar.
26 Eylül 2013 Perşembe
Kubbenin Altında / Under The Dome
Bir Stephen King serüveninin daha sonuna geldim. Kitapla ilgili yorumlar genellikle beğenilmediği ya da gereksiz uzatıldığı yönünde. Ben buna katılmıyorum. Bence çok keyifli bir yolculuktu her zaman ki gibi ve önemli olan son değil yolculuğun kendisi. Evet sonu çok içime sinmedi benim ve apar topar bitirilivermiş gibi geldi ama geri kalan 1000 sayfayı çok keyifle okudum. Bu aralar çok yoğun olmama rağmen kısa sürede bitti denebilir. Önce diziyi izleyip kitabı okumak korkarım çok mantıklı değil. Gerçi tüm bölümleri henüz izleyemedim ama ikisi arasında bariz farklar var. İkisini ayrı ayrı değerlendirirseniz güzel bir dizi ve uzun bir serüven sizi bekliyor.
Kubbenin ortaya çıkışından hikayenin sonuna kadar ortam öyle iyi yansıtılmış ki okurken kendimi kapana kısılmış hissettim. Karakter çokluğu içinde bir süre kayboldum. Ancak öyle karakterler var ki nefret etmemek elimde değildi. Ve tabii ki Koca Jim hayretler içinde bıraktı beni. Kitapla ilgili aslında söylemek istediğim çok şey var ama spoiler vermemek adına burada bırakayım. Okuyun pişman olmayacaksınız.
Spoiler:
Yazmadan geçemeyeceğim. Hikaye çok güzeldi, kararkterler iyiydi Barbie ve Julia zaten şaşırtmadı beni ama o son neydi allah aşkına. Kubbe uzaylı çocukların oyun odası yüzünden oluyor ve yok etmenin yolu yalvarmak. Lütfen ama. Ve bunu da karıncaların üzerine mercek tutan çocukluk anılarıyla anlıyorlar. Sonu hiç içime sinmedi ama kitap güzeldi.
16 Mayıs 2013 Perşembe
Yaşlı Adamın Savaşı / Old Man's War
Sonunda kitabı bitirebildim. Okumam biraz uzun sürdü ama bu kitaptan çok benim suçumdu. Ben programlı bir okuyucu hiç bir zaman olamayacağım bunu kabul etme zamanım geldi. Aylardır sıradaki kitap olarak başucumda bekleyen kitaplar var ve kule haline geldiler. Bir kaç tanesini odaya ne zaman götürdüğümü bile hatırlayamıyorum. Bu zavallı kitabın başına gelen de aynısı. Tam okumaya başladım, Cennet ve Cehennem'in Evliliği'ni elime almam gerektiğini hissettim. Hadi o kısacık hemen bitti. İyi bu az kaldı derken sevgili kargom geldi ve Cehennem çıktı içinden. Ardından da dün iki Da Vinci kitabı gelince olan bu kitaba oldu tabi :) Neyse ki bitirebildim sonunda.
Aslında gayet eğlenceli bir kitaptı ama ortalarında ölesiye sıkıldığımı kabul etmem gerekiyor. Savaşlar pek bana göre değildi sanırım neyse ki sonlara doğru tekrar ilgimi çekmeyi başardı. Okurken çok güldüm. İlginçtir pek teknolojik aletleri anlama sorunu yaşamadım ve bu bence süperdi. Bilim kısmı çok karmaşık anlaşılmaz şeylerle dolu değildi. Tam tersi inanılmaz basit anlatılmıştı. İkinci kitabı okumak için sabırsızlanıyorum. John Perry eğlenceli bir ihtiyar ve çok hafif dokunulmuş aşk hikayesi de hoşuma gitti. İnsanın gözüne sokulan vıcık vıcık aşklardan değildi ki bu inanılmaz bir artı bence. Karakterleri tanımak, yaşadıkları sürece şahit olmak çok keyifliydi. İhtiyarların hepsini sevdim, hepsi için üzüldüm. Kullanılan teknolojiyi de sevdim. Özellikle Hayalet Tugay'ın iletişim yöntemi eğlendirdi beni. Bilim kurgu sevenler içinde ilgisi olmayanlar içinde güzel bir kitaptı. Sanırım İthaki'nin kitapları beni hiç pişman etmiyor. Ee ne duruyorsunuz okuyun:)
25 Nisan 2013 Perşembe
Resimli Adam / The Illustrated Man
" Her resim ufak bir hikayedir. Onları seyredersen birkaç dakika içinde sana bir öykü anlatırlar."
"Sağ omuzumda özel bir figür yok, sadece karalama var. Birinin yanında yeterince uzun süre durursam orası bulanıklaşır ve dolmaya başlar. Yanımda bir kadın varsa, bir saat içinde resmi sırtımda belirir. Nasıl yaşayacak, nasıl ölecek, 60 yaşında nasıl görünecek... Yanımdaki erkekse, onun da resmi bir saat sonra sırtımda belirir. Ya uçurumdan düşerken ya da tren altında can verirken görünür. Böylece yine kovulurum."
Kitap 18 etkileyici öyküden oluşuyor. Eleştiren, düşündüren, dehşete düşüren 18 öykü. En çok "Sürgünler"i sevdim. Bir kitabın son kopyası yok edildiğinde gerçekten yazarı ölür diyor Mr. Poe. Ray Bradbury bu harika bilim kurguyu 1951 yılında yazmış, okurken bunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. İlk okuduğum Ray Bradbury kitabı oldu Resimli Adam ama kesinlikle sonuncu olmayacak. Okuyun, okuyun, okutun :)
"Sağ omuzumda özel bir figür yok, sadece karalama var. Birinin yanında yeterince uzun süre durursam orası bulanıklaşır ve dolmaya başlar. Yanımda bir kadın varsa, bir saat içinde resmi sırtımda belirir. Nasıl yaşayacak, nasıl ölecek, 60 yaşında nasıl görünecek... Yanımdaki erkekse, onun da resmi bir saat sonra sırtımda belirir. Ya uçurumdan düşerken ya da tren altında can verirken görünür. Böylece yine kovulurum."
Kitap 18 etkileyici öyküden oluşuyor. Eleştiren, düşündüren, dehşete düşüren 18 öykü. En çok "Sürgünler"i sevdim. Bir kitabın son kopyası yok edildiğinde gerçekten yazarı ölür diyor Mr. Poe. Ray Bradbury bu harika bilim kurguyu 1951 yılında yazmış, okurken bunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. İlk okuduğum Ray Bradbury kitabı oldu Resimli Adam ama kesinlikle sonuncu olmayacak. Okuyun, okuyun, okutun :)
16 Şubat 2013 Cumartesi
11/22/63
Stephen King
Altın Kitaplar
22 Kasım 1963te, Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu, Başkan Kennedy öldü ve dünya tarihi değişti. Peki, bütün bunları değiştirme şansınız olsaydı? Kendi kuşağının sosyal, kültürel ve politik meselelerini sindirmiş bir yazar olan Stephen King, bu mükemmel kurgulanmış gövde gösterisinde okuyucuları geçmişe uzanan inanılmaz bir yolculuğa çıkarıyor.
Her şey Maine'deki Lisbon Falls kasabasında yaşayan ve fazladan iki kuruş kazanmak için sınavlara hazırlık derslerine giren 35 yaşındaki İngilizce öğretmeni Jake Epping ile başlıyor. Öğrencilerinden kompozisyon ödevi olarak hayatlarını değiştiren bir olayı yazmalarını isteyen Epping, nefesini kesen bir ödevle karşılaşıyor: Harry Dunning'in babasının elli yıl önce eline çekici alıp ailesini katlettiği gecenin tüyler ürpertici hikâyesi. O kompozisyonu okuduğu an, Jake için bir dönüm noktası. Tıpkı 1963 ün ABD tarihi için bir dönüm noktası olması gibi… Kısa süre sonra kasabadaki lokantanın sahibi ve Jake'in arkadaşı olan Al, ona bir sır veriyor: Deposu, aslında geçmişe, 1958deki belirli bir güne açılan bir geçit. Ve Al, Jake'ten saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istiyor. Böylece Jake, George Amberson olarak Ike, JFK ve Elvisin, büyük Amerikan arabalarının ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerikada yeni bir hayata başlıyor. Mainedeki Dunning ailesinin yaşadığı boğucu Derry şehrinden, Jakein hayatının aşkıyla karşılaştığı Teksas'taki sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswald'a ve Dallasa uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor.
Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








