13 Ağustos 2014 Çarşamba

Hayvan Mezarlığı / Pet Sematary


10'lu yaşlarımın başlarındayken, yani 20 yıl kadar önce, kuzenim okumam için bir gece Hayvan Mezarlığı'nı verdi elime. Burada gece olmasının önemi bu hikayenin Kuşadası'nda geçiyor olması, çünkü sahildeki evlerde zırt pırt elektrik kesiliyordu o yıllarda, hoş hala da kesiliyor ya o zaman daha fenaydı, etrafta çok az ev olduğu için bir korku filmi atmosferi oluyordu genelde.

Kuzenim pek okumazdı o zamanlar, sadece Stephen King okurdu, hala da okumuyor zaten ya neyse, ben tüm saflığımla okumaya başladım kitabı. Mum ışığında sadece 50 sayfa okuyabilmiştim, sonra ağlayarak babama koştuğumu hatırlıyorum. Kuzen beni korkutmaya çalıştığı için o gece ceza aldı, dondurma yiyemedi belki ama ben de yıllarca Stephen King kitaplarına elimi süremedim.

O geceden bir kaç yıl sonra bir de "O" okuma maceram var ki, o da başka bir hikayenin konusu, hala palyaçolardan korkuyorum, lavabo deliklerine ise hala bakamıyorum. Yıllar sonra Kara Kule'yi okuyarak Stephen King ile aramı düzelttim neyse ki.

Okuma Şenliği için gerilim kitabı ararken Hayvan Mezarlığı'nı okumanın nedense çok iyi bir fikir olduğuna karar verdim. Hayır kitabın adı belli, üzerinde kedi resmi var ne bekliyorsam anlamış değilim. İçim karardı okurken, fenalıklar geçirdim. Bir de benim şapşal oğlum gözümün önünde miyavlarken daha beter bir hal aldı Hayvan Mezarlığı maceram. Üstüne kocam da çok pis bir spoiler verince tam oldu. Buradan çıkardığım sonuç 30'lu yaşlarda da Hayvan Mezarlığı bana göre değil, daha hafif, son yıllarda yazılmış Stephen King kitapları okumalıyım ben.

Hayvan Mezarlığı en hafif tabirle çok rahatsız edici bir hikaye. Tüylerim diken diken oldu okurken, sinirlendim, ürperdim, üzüldüm. Hatta bir yerde kızıp elimden attım.
Karanlık ve karamsar bir hikaye, garip güçleri olan bir mezarlığın etrafında yaşayan insanların hayatını anlatıyor. O kadar gerçekçi anlatmış ki Sai King, okurken kaçmak, gözlerinizi kapatmak ve zamanı durdurmak istiyorsunuz. Tır hızla gelirken bağırırsanız eğer sesinizi duyurabileceğinizi düşünüyorunuz, ya da elinizi uzatsanız birazcık o ceketi yakalayabileceğinizi...  
Spoiler:
Louis'i anlamak mümkün değil. Kızı üzülmesin diye kediyi geri getirdi anladık. Gage ölünce haksızlık olduğuna inandı ve çocuğu geri getirdi anlaşılabilir bir hareket diyelim hadi.. İyide adam karını niye geri getiriyorsun deli misin? Hiç mi akıllanmadın olup bitenlerden. Ayrıca zavallı kediye o kadar kötü davranmasaydı, muhtemelen herkesi öldürmeye hevesli olmazdı kedide. Birde aklıma takılan küçük kıza ne oldu ? Dedesiyle mi kaldı yoksa toprak kokulu annesi ve deli babasıyla mı yaşıyor? 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme