11 Ağustos 2014 Pazartesi

Kralların Yolu / The Way of Kings


Kralların Yolu’nu okumaya başladığımda beklentilerim çok yüksekti. Sonra umduğum kadar iyi gitmediğini farkettim ve duruma el attım. Neyse ki sonrası çok daha güzel gitti.

İlk olarak kitapla ilgili sevmediğim ve şikayetçi olduğum noktalara değineceğim. Öncelikle kitap inanılmaz ağır ve büyük; bu da taşımayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Baskı başarılıydı evet ama tutamadığım bir kitabı nasıl okuyabileceğim? Elinde tutmak, sayfa değiştirmek, dengeyi sağlamak çok zor. Özellikle yatmadan önce okumaya çalışırsanız. Sebebi nedir tam bilmiyorum ama başka 1000 küsür sayfalık kitaplarla kıyaslandığında çok ağır ve büyük duruyor.

Çeviri ile ilgili de bazı problemler yaşadım. İngilizce isimler ya tamamen Türkçeye çevrilsin ya da olduğu gibi bırakılsın. Çoğu isim çevrilirken mesela Sunmaker ya da Oathbringer neden İngilizce kalmış anlamadım? Kişisel tercihim hepsinin İngilizce olması. Mesela Parekılıç isminden hoşlanmadım. “Berrakhanım”dan ise nefret ettim. Tamam, Brightlord ve Brightness’ı Türkçe’ye çevirmek zor, kabul ama berrakhanım da komşuyla konuşuyor gibi oluyor. Ya da Açıkgöz asillerden ziyade üç kağıtçıları çağrıştırıyor. Fantastik kitap çevirmenin zor olduğu kesin, hele ki yazarların bulduğu bir sürü değişik ismi/kelimeyi Türkçeleştirmek hiç kolay olmasa gerek, hatta çoğu zaman belki de imkansızdır. Ama sonuçta, sanırım bu yüzden pek fazla ısınamadım kitaba.

Böyle olunca kitaptan aldığım keyif ister istemez azalmaya başladı. Bu şekilde okumaya devam etseydim ya kitabı bitiremeyecektim ya da sonuna kadar sinir olacaktım. Oysa ki ben bu kitabı çok sevecektim, heyecanla almıştım, okumak için sabırsızlanmıştım. Patrick Rothfuss da öyle bir yorum yapmıştı ki kitapla ilgili, görünce kendimden iyice şüphe etmeye başladım, çünkü neredeyse pes etmek üzereydim. O yüzden taktik değiştirip, güzel güzel e-book olarak okudum. Yaşasın Kindle. Böylelikle hem fiziksel zorluklar ortadan kalkmış oldu hem de çeviri sorunlarını aşmış oldum. Ve işler benim için bir anda değişti.

Rahat rahat okumaya başladım, içimi sıkan çeviri de hallolunca ne kadar muazzam bir hikaye okuduğumu anladım. Böylelikle günde 50 sayfayı zar zor okuduğum kitap bir anda bitiverdi. 

Brandon Sanderson inanılmaz bir yazar. Müthiş bir dünya yaratmış. Hikaye Szeth ile başlıyor ve Kaladin, Shallan ile Dalinar’ı anlatıyor. Kaladin’i pek sevemedim, hatta biraz sıkıcı olduğunu düşündüm. Szeth çok fazla ortalarda gözükmüyordu. İlginç bir karakter, hakkında öğreneceğimiz çok şey olduğuna eminim ve heyecanla bekliyorum. Shallan ve hikayesi ise tuhaf ve çok iyiydi. Kitapta en sevdiğim yerler ise kesinlikle Shallan ve Jasnah bölümleriydi. Jasnah garip, mesafeli, değişik bir karakter. Etkilenmemek elde değil.
Dalinar ise sanki uzun süredir tanıyormuşsunuz gibi hemen yakın hissettiğiniz biri. Karakterler ve olaylar ile ilgili okuma keyfinizi kaçırmamak için fazla bir şey yazmayacağım. Ama okursanız pişman olmayacaksınız…

Sonuçta ilk okuduğum Brandon Sanderson kitabı Kralların Yolu oldu. Sanırım 10 kitaplık bir serinin ilk kitabı olduğu için, bizi hikayenin geri kalan kısmına hazırlayan bir havası vardı. Tahmin ediyorum ki bundan sonrası daha da heycanlı ve sürükleyici olacaktır.

Yazarın ilk kitabı olan Elantris’i okumadığım için kendime birazcık kızdım. Words of Radience’i halleder halletmez Elantris’i de okuyacağım.


Okuyun, okutun…

2 yorum:

  1. hmmm,patrick rothfuss'u ben de takip ediyorum...beğendiyse güzeldir herhalde...ama diğer kitapları da çıksın,beklemek zor oluyor :)keyifli okumalar :)

    YanıtlayınSil