Artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Artemis yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2015 Pazartesi

Alışverişkolik Yıldızlar Arasında / Shopaholic to the Stars

Aslında bu bir kalp kırıklığı yazısı. Bunları yazıp yazmamakta çok tereddüt ettiğim için bu kadar gecikti bu post. Son haftalarda 3 tane üst üste alışverişkolik okudum. Alışverişkolik ve Bebeği, Mini Alışverişkolik ve Alışverişkolik Yıldızlar Altında. İlk iki kitapta o kadar çok güldüm ki son kitabı okumak için sabırsızlandım. 
Ne yazık ki sonuç beklediğim gibi olmadı. Zorla okudum Alışverişkolik Yıldızlar Altında'yı. Çok sinir bozucuydu. Becky sorumsuz, hesap bilmez ya da düşüncesiz olabilir ama son kitapta çizilen portre kesinlikle Becky için uygun değildi.
Bu derece anlamsız hareket eden, Luke'a, Suze'a ve Minnie'ye veya babasına sırtını dönüp aptalca bir Hollywood işi için herşeyi ve herkesi hiçe sayan Becky fikrinden nefret ettim. Sophe Kinsella'nın son yazdığı iki kitapta hayal kırıklığı oldu benim için.
Düğün Gecesi hiç ısınamadığım bir kitaptı ama tek kitaplık bir hikaye olduğu için göz ardı edilebilirdi. Yıllardır benimsediğim Becky için çizilen son portre çok üzücüydü. Bir de hikayenin belirsiz bir noktada bitmesi ve babası ile ilgili yaratılan ama çözülmeyen gizem de hoş değildi.

Başka bir yazar ve hikaye için belki ama Sophie Kinsella kadar müthiş hikayeler anlatan bir yazarın son kitaplarındaki değişim çok üzücü. Zaten romantik komedi yazıyor ne bekliyorsun ki şeklinde yorumlar aldım hiç Sophie Kinsella okumayanlardan. Oysa ki bir Sophie Kinsella kitabı ruha iyi gelir, kahkahalar attırır. Umarım yeni kitapları son ikisi gibi olmaz.

9 Aralık 2014 Salı

Aşk Meselesi / A Question of Love


Geçtiğimiz haftayı Artemis haftası ilan etmiştim ve işte okuduğum üçüncü Artemis kitabı. 
Aşk Meselesi çıkar çıkmaz okunacaklar listeme hızlı bir giriş yaptı. Isabel Wolff'un daha önce Vintage Bir Aşk adlı kitabını okumuş ve beğenmiştim. 
Aşk Meselesi de beni üzmedi. 
Oldukça ilginç başladı, yazarın ortadan kaybolan kocayı ele alış biçimi çok başarılıydı. 
Ancak esas kızımız Laura ile eski sevgilisi Luke'un yolları tekrar kesişince hikaye sıradan hatta bezdiren bir hal aldı. 
Neyse ki bir başka eski eş olan Magda çok renkli bir karakterdi de kitabı okunabilir hale getirdi. 
Tüm olumsuzluklara rağmen hikayenin gidişi, gizemlerin ortaya çıkışı ve final çok iyiydi. Sıkılmadan zevkle okunan kitaplar arasında yerini aldı. 

21 Kasım 2014 Cuma

Kralyapanın Kızı / Kingmaker's Daughter


Philippa Gregory'yi 2007 yazında Boleyn kızı ile tanımıştım. O günden beri çevrilen her kitabını okudum. Bazı kitaplar diğerlerine kıyasla daha sıkıcı olsa da hiçbirini okuduğuma pişman olmadım. Tudor dönemini Philippa Gregory'nin kaleminden okumayı seviyorum.

"Kralyapanın Kızı" Kuzenler Savaşı Serisinin 4. kitabı. Seride en sevdiğim hikaye hala "Beyaz Kraliçe". Ancak "Kralyapanın Kızı"nı da merakla bir çırpıda bitirdim. Seri boyunca aynı hikayeyi farklı kadın karakterlerin anlatımı ve perspektifleriyle dinlemeye devam ediyoruz. İlk olarak Elizabeth Woodville, ardından Margaret Beaufort, Jaquetta ve şimdi de sırada İngiltere kraliçesi Anne Neville.

Warwick Kontu olan babası ile onun tahta çıkarttığı IV. Edward'ın ilişkisi, Elizabeth Woodville'in cazibesi nedeniyle zarar görünce, Anne ve ablası Isabel için zor günler başlıyor. Geleneksel kız kardeşi rekabeti, araya İngiltere tahtını ele geçirmeye yönelik entrikalar da girince inanılmaz boyutlara varıyor. York'un üç oğlu arasında sürekli savrulan hayatları nedeniyle Anne ve Isabel için üzülmemek imkansız.

Philippa Gregory'nin kız kardeşler romanlarını diğerlerine kıyasla daha depresif buluyorum. Okurken içiniz eziliyor ve karakterlerin uğradıkları haksızlıklara baya içerliyorsunuz. Hele siz de iki kız kardeşseniz kendinize pay çıkarabiliyorsunuz.

Sonuç olarak "Boleyn Kızı"ndan bu yana okuduğum en sağlam Philippa Gregory romanıydı. Ancak favorim hala "Beyaz Kraliçe" Elizabeth Woodville.


17 Kasım 2014 Pazartesi

Öpücük / Kiss


İlk Jill Mansell kitabını okumamın üzerinden 2 yıl geçti. Çok eğlenerek ve severek okuduğum bir kitap olmuştu Satılık Aşk. Öpücük o günden beri almayı planladığım ama bir türlü sıra gelmeyen kitaplardandı. Son zamanlarda pek chick-litte okumadığım için unutmuştum. Tüyap olunca benim de kitap alma aşkım depreşti ve çok ihmal ettiğim Artemis kitaplarına bakmaya başladım ilk olarak. Öpücük yeni kitapların arasından bana göz kırpınca bir ara okurum nasıl olsa diye düşünerek aldım. Ve geçtiğimiz haftayı Artemis haftası ilan ederek ardarda zevkle üç kitap okudum.

Öpücük ile ilgili en büyük sorun gece başladığım kitabı sabahın ilk ışıklarına kadar elimden bırakamamış olmam. Çok eğlenerek ve acaba ne olacak diye heyecanla sayfaları çevirerek okudum. Yer yer anlamsız olaylar olsa da, "Yok artık" desem de ve "Saçmaladı ama" diye düşünsem de çok sevdiğim bir hikayeydi.

Ana karakterimiz Izzy, sorumsuz, dağınık, şarkı söylemeye bayılan ve bir gün çok ünlü olacağı hayaliyle yaşayan 37 yaşında bekar bir anne. Kızı Kat 17 yaşında ve sürekli Izzy'nin arkasını topluyor.
Gina ise harika bir ev, müthiş bir eş ve kusursuz bir hayata sahip. Ta ki kocası gelip de sevgilisinin hamile olduğunu kendisine söyleyinceye kadar, kendi rüyasını yaşıyor.
Ve elbette Sam var. En sevdiğim ve en üzüldüğüm karakter.

Bugünlerde okuyacak eğlenceli bir kitaba ihtiyacınız varsa Öpücük tam size göre.


7 Haziran 2014 Cumartesi

Meridon / Son Varis

Beatrice hırslı, cesur, sınır tanımayan, toprağına tutkuyla bağlı bir kadındı.
Julia zarif, iyi niyetli, insanları ve toprağı seven hiç kimseye zarar vermek istemeyen, ne yazık ki Lacey lanetiyle sarmalanmış bir kadındı.
Ve Meridon, hayatta kalmaya çalışan kalbi kırık genç bir kız. Lacey lanetinden haberi yok, Wideacre'nin adını bile duymamış, yalnızca yaşayabilmek istiyor kendisi ve kız kardeşi için. Bazı geceler rüyalarında görüyor Acre'yi, orada olmak istiyor, özlem duyuyor. Nerede olduğunu, neden sürekli rüyalarına girdiğini bilmiyor. Birde kızıl saçlı bir kadın var rüyalarında. Çok güçlü, güzel, acı çekiyor ancak bilmiyor kim olduğunu.
Annesinin kim olduğunu bilmiyor, yalnızca altın bir iğne var ondan geriye kalan, büyük annesine ne kadar benzediğinin farkında değil. Wideacre kadınlarının üçüncüsü belki de en şanslısı Meridon...


Meridon, Wideacre üçlemesinin son kitabı. Beatrice'in torununun hikayesini anlatıyor. Güzel, etkileyici bir hikaye ancak Beatrice kadar çarpıcı ve rahatsız edici ya da Julia gibi acıtan bir hikaye değil. Philippa Gregory'nin inanılmaz anlattığı bir hikaye, her kitabında olduğu gibi hem elimden bırakmak istemedim, hem de bitecek diye çok korktum. Biraz hayal kırıklığı da yaşadım elbette. Wideacre'nin sonu hoşuma gitmedi. Üçlemenin sonu için yeterince çarpıcı ve etkileyici bir kitap değildi. Bitene kadar hep meridon'un Beatrice'in soyundan geldiğini anımsatacak, tabii ki böyle yapacaktı dedirtecek bir şeyler olmasını bekledim. Elbette hikaye Acre köyü ve Wideacre için harika bir şekilde bitti. Beklentilerim farklıydı kuşkusuz.... Okuyun, okuyun, okutun....

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Yirmiler Kızı / Twenties Girl

Son zamanlarda Sophie Kinsella ile ilgili söylediğim her şeyi unutun, hepsini geri alıyorum. Bu kitabı okuyun hatta birde üzerine 1920ler atmosferi için Midnight in Paris'i izleyin.



Sadie ve Lara'nın hikayesini sevmemek mümkün değil, Sophie Kinsella öyle karakterler yaratmış ki okurken gözleriniz önünde dans ediyorlar. Sanırım okuduğum en iyi Sophie Kinsella kitabıydı. Eğlenceli, içten,hüzünlü, kahkahalar attıran ve elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Bitmesin diye yavaş okuyayım istedim ama hemen bitti. Birazcık tebessüme ihtiyacınız varsa hemen okuyun...



28 Nisan 2014 Pazartesi

Sır Tutabilir Misin ? / Can You Keep a Secret ?


Beni yoran ve canımı sıkan onlarca şeyle boğuşurken Sophie Kinsella okumak hep iyi gelir. Bir anda havanız değişir, gülümsemeye başlarsınız, rahatlarsınız, sıkıntılar geride kalır. Bu sebeplerle de okuma şenliği için 1200 sayfa okumam gereken yazar olarak Sophie Kinsella'yı seçtim. Ne yazık ki son dönemde okuduğum kitapları beni hayal kırıklığına uğratıyor. Düğün Gecesi genel tarzından çok uzaktı ve çok sevememiştim, Sır Tutabilir Misin? de çok farklı olmadı. Evet eğlenceliydi, güldürüyordu ama bir şeyler eksikti. Sıradan bir romantik komediden farkı yoktu. Okuduğunuzda muhtemelen seveceksiniz. Ancak Pasaklı Tanrıça gibi hikayeleri okuduktan sonra eh işte diyebiliyorum. Sanırım bu tarz kitaplarla arama mesafe koymanın zamanı geldi.



21 Nisan 2014 Pazartesi

Anna Karenina


Anna Karenina'nın ilk cümlesi romanın kendisinden daha ünlüdür sanırım. Okuyan okumayan herkes bilir. " Bütün mutlu aileler birbirine benzer. Bu sözü tersine çevirecek olursak,  her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." Tüm mutlu aileler görünüşte birbirine benzer ancak her şey kusursuz mudur gerçekten? Gördüğümüze, inanmak istediğimize inanırız çoğu zaman. Anna'nın mutlu ailesi, kusursuz dünyası nasıl da kolay yıkıldı öyle değil mi? Anna Karenina'nın öyküsü herkesçe bilinir. Hikayenin sonu da öyle, oysa Anna'yı, hislerini, hayatını değiştirmesine neden olan aşkı anlatır uzun uzun Tolstoy. Ve elbette ki Levin ve onun dünyasını. Anna'dan çok Levin'in hikayesidir aslında Anna Karenina. Vronski ile Anna'nın aşkını burada yüceltmem ve şimdiye dek anlatılan en büyük aşk hikayesi olduğuna katılmam mümkün değil. Evet Anna aşkı için tüm hayatını değiştiriyor, ancak her şeyi aynı anda elde etmek istiyor, Vronski ile beraber olacak, çocuğu yanında olacak, sosyetede ki yeri aynen korunacak. yani aslında fedakarlık yapmıyor Anna. Bu arada bu hikaye en az Vronski'yi etkiliyor sanırım. Alexey Alexandroviç ise mağdur ama mağrur. Tolstoy'un seçtiği final ise ironik. Anna Karenina modası hiç geçmeyecek, yüzyıllarca okunabilecek bir hikaye. Okuyun, okuyun, okutun.





23 Ocak 2014 Perşembe

Julia Günahkar Çocuklar / The Favourite Child

        Kadınlığı en büyük talihsizliği, inancı en değerli mirasıydı.


Wideacre cadısı Beatrice ve kardeşi Harry öldükten sonra varisleri Julia ve Richard, Celia ve john tarafından büyütülüyorlardı. Julia, Beatrice'in halası olduğuna inanıyordu ve ileride sevgili kuzeni Richard ile evleneceğini ve Wideacre'yi beraber idare edeceklerini düşünüyordu. Beatrice'den nefret etmiş, yaptıklarının hepsinden kendi sorumlu olduğu için başına gelenlerin çok hafif kaldığına inanmıştım. Hala beatrice'den bahsederken kullanmam gereken kelimeleri seçmekte zorlanıyorum. Rahatsız edici ve çok zorlayıcı bir hikayeydi. Her çevirdiğim sayfada dehşete düşüyordum. Julia'yı okumayı bu kadar erteleme sebebim de aynı sürece çok ta hazır olmamamdı. İlginç bir şekilde çok severek okudum Julia'yı, gerçi bazı yerleri okumamış olmayı tercih ederdim. Okuduklarıma inanamadım, ne olur bunlar gelmesin bu kızın başına, rüya falan görüyor olsun diye diledim çoğu zaman. Ama Julia çok çok severek okuduğum bir kitap oldu. 2014 benim için çok iyi başlamadı ve okuduğum kitapları özellikle sevdiğim yazarlardan ve eğlenerek okuyabileceğim kitaplardan seçiyorum. Julia çok eğlenceli değil elbette ama Beatrice gibi okurken nefret ettiğiniz, anlam veremediğiniz bir karakter değil. Julia iyi niyetli, insanları seviyor, toprağı seviyor, kimseye zarar vermek istemiyor. Ralph ile birlikte insanlarını kurtarmak istiyor ne yazık ki Lacey laneti bir türlü peşini bırakmıyor. Serinin son kitabı Meridon'u okumak için sabırsızlanıyorum. Hiç oyalanmadan okuyun Julia'yı 700 sayfanın nasıl bittiğini
anlayamayacaksınız.


11 Ocak 2014 Cumartesi

Düğün Gecesi / Wedding Night

Geri dönmeyin. Hep böyle derim onlara. Aman geri dönmeyin.
Gençlik, bıraktığınız yerde kalır, öyle de kalmalıdır. Hayat yolculuğunda yanınıza almaya değer her şeyi zaten almışsınızdır.


Lottie evlenmek istiyor, hem de çok. Erkek arkadaşının kendisine evlenme teklif etmek üzere olduğundan da adı gibi emin. Ablası Fliss ise kabus gibi bir boşanmayla boğuşuyor ve kardeşinin de aynı cehenneme düşmesini asla istemiyor. Ve tüm bunları Sophie Kinsella yazıyor. Sonuç, gülmek garanti ve çok seveceğim bir kitap beni bekliyor. Ne yazık ki olaylar nasıl Lottie'nin hayal ettiği gibi gelişmediyse benim hayallerim de suya düştü. Lottie'ye bir türlü ısınamadım, ablası çok sinir bozucuydu. Erkek karakterlerden de pek hazetmedim. Sophie yazdıysa vardır bir bildiği diyerek devam ettim. Olayların ilerleyişi de beni bunalttı. Konu ortada işte başlarına da gülmemiz gereken felaketler geliyorda nedense gülmek yerine daraldım. Alıştığım sevdiğim Sophie Kinsella tarzından biraz uzaktı. Sanırım konu beni pek sarmadı, üstüne üstlük çok gereksiz uzatılmıştı. Kitap elbette sonradan kendini topladı ama sonlara doğru. Son 10 sayfayı sevdim sadece. Eminim son sayfaları Sophie Kinsella yazmış. Muhtemelen beklentim çok fazlaydı ve hayal kırıklığına uğradım. Çeviri her zaman ki gibi harikaydı. Bige Turan çok iyi bir çevirmen. Mutlaka okuyun bayılacaksınız diyemiyorum. Ama bir şans verin belki siz seversiniz.

29 Ekim 2013 Salı

Beni Hatırladın Mı? / Remember Me?


Lexi berbat bir trafik kazasının ardından hastanede gözlerini açıyor. Ona göre sene 2004. Kendisi 25 yaşında ve çarpık dişli biri. Gerçekte ise sene 2007, Lexi çok başarılı ve evli hatta artık çarpık dişleri de yok. Öğrenmesi, anlaması gereken çok fazla şey var. Ah tabii birde büyüleyici bir kocası var.
Moralim bozuk olduğu zamanlarda genelde Sophie Kinsella okurum. Bu kitabı da hiç iyi hissetmediğim bir günde okudum. İlk sayfadan son sayfaya kadar beni güldürdü, düşündürdü. Sanırım son zamanlarda okuduğum en iyi Sophie Kinsella kitabıydı. Bu türü sevmiyorsanız bile bence bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz. Neleri değiştirdiğine inanamayacaksınız...
Okuyun, okuyun, okutun...

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Ada / The Island


Aslında çok okuyorum ama yazlıkta olduğum için bir türlü istediğim gibi yazamadım bir de bayram olunca tembel oldum çıktım.  The island çıktığı zaman hakkında yalnızca Girit'te geçtiğini biliyordum, büyüsü bozulmasın istediğimden ne arka kapağı ne tanıtımları ne de yorumları okudum hakkındaki. Bir kaç yıldır sürekli Girit'e gitmeye niyetlenip ufak aksilikler yüzünden gidemeyince madem hiç görmediğim bir yerde geçen kitap okumam lazım hemen okuyalım dedim. Giritli bir ailenin torunu olarak çok heyecan verici bir maceraydı benim için. Özellikle kitabın başlarında o kadar heyecanlanmıştım ki bir an önce adaya gelip dedeme Spinalonga Adasını ve cüzzam kolonisini bilip bilmediğini sormak istedim. Çünkü onların Girit'ten ayrılma tarihi ile koloninin dağılma tarihi çok yakındı birbirine. Zaten ilk 200 sayfayı bir gecede okudum. Ne yazık ki kitabın ikinci yarısına geldiğimde heyecanımı kaybetmeye başladım. Eleni ve Giorgis'in hikayesi sıcacık ve hüzünlüydü. Onları sevmemek ve onlar için üzülmemek mümkün değildi. Anna ve Maria'nın öyküsü ise aynı hisleri uyandırmadı bende hele Sofia'yı anlayabilmem mümkün değil. Anna'nın yaşadıkları şaşırtıcı değildi o kadar belliydi ki olacaklar. Maria'ya yazar gerçekten haksızlık etmişti bence. Tüm bunlar bir yana farklı bir hikaye arıyorsanız okunması gereken bir kitap Ada. Cüzzam, cüzzamlıların yaşamı, onlara davranılış tarzı, toplumdan uzaklaştırılmaları içinizi burkacak. Fotini'nin gözünden çok uzun bir tarihi dinleyeceksiniz, özgün, ilginç, hüzünlü bir hikaye sizi bekliyor.





3 Ağustos 2013 Cumartesi

Vintage Bir Aşk / Vintage Affair

                           Her elbisenin bir hikayesi var. Her kadın gibi... 


İsim sizi yanıltmasın bu hikaye kesinlikle bir aşk hikayesi değil. Hayata dair, geçmişe dair, karanlık günlere dair gülümseten, hüzünlendiren bir hikaye. İç içe geçmiş yaşamlar, benzer hikayeler, pişmanlıklar, keşkeler... Peri masallarını anımsatan elbiseler ve arkalarında ki göz yaşı dolu hikayeleri anlatıyor. Phoebe 33 yaşında hayallerini gerçekleştirerek kendi vintage mağazasını açıyor. Elbiselerini satmak isteyen yaşlı bir Fransız, sevgilisinin istediği elbiseyi giymek zorunda kalan genç bir kadın, hayallerinin elbisesi için çabalayan gencecik bir kız ve her istediği altın tepsiyle sunulan sorunlu bir kız. İçiçe geçmiş onlarca yaşam ve bronz renkli özel bir şapkanın hikayesi. İçinizi ısıtan, gözlerinizi dolduran, gülümseten umutla ve gözyaşıyla dolu, derin, hassas, sıcacık bir kitap Vintage bir Aşk. Ne olduğunu anlamadan bitti, bir çırpıda okundu ve hemen seveceğine inandığım yakın bir arkadaşa ödünç verildi. Okuyun, pişman olmayacaksınız.

19 Temmuz 2013 Cuma

Nehirlerin Kadını / Lady of The Rivers

Nehir Tanrıçası Melusina'nın soyundan gelen Jacquetta, doğumundan itibaren geleceği göreme yeteneğine sahipti.Çocuk yaşta amcasının evine yaptığı bir ziyarette, kendi gücünün tıpatıp benzerini, büyücülükle suçlanan genç mahkum Jeanne D'arc'ta gördü.

Jacquetta Fransa'nın en güzel prensesiydi ardından İngiltere'nin en önemli kadını oldu. Aşkı için tüm sıfatlarını bir kenara bıraktı ve Jacquetta Woodville oldu. İngiltere Kraliçesi Anjou'lu Margaret'in en yakın arkadaşı ve sırdaşıydı, tek dostuydu. Ardından İngiltere kraliçesinin annesi oldu.
Kuzenler Savaşı'nın 3. kitabı Nehirlerin Kadını bizi hikayenin en başına götürüyor. Tudorlar tahta çıkmadan, Yorklar tahtı almadan önceye götürüyor. Kingmaker'in henüz küçük bir çocuk olduğu zamanlara. Lancasterlar, Kötü Kraliçe ve buz prensin hikayesini anlatıyor. Elinizden bırakamayacağınız bir çırpıda okunacak bir kitap sizleri bekliyor.


Her şeye rağmen, kralı, kraliçesi, ve kızı Elizabeth için savaşmaktan vazgeçmedi. Felek Çarkı, İngiltere tahtına hiç kimsenin beklemediği birini geçirecekti ve bu kişiyi sadece Jacquetta biliyordu.



5 Temmuz 2013 Cuma

Kızıl Kraliçe / The Red Queen

İngiltere'nin Jeanne D'arc'ı olmaya kararlı bir kadın, ülkenin kaderini baştan yazacaktı. Onun önünde krallar bile duramadı. 


Ve işte Kral 8. Henry'nin büyük annesi, Tudorları tahta çıkaran kadın Margaret Beaufort'un hikayesi.
Margaret Beaufort, İngiltere tahtının gerçek sahibinin kendi ailesi olduğuna tüm benliğiyle inanıyordu. Yalnızlığından bir zafer yaratmaya kararlıydı ve her bedeli ödemek pahasına oğlunu İngiltere tahtına çıkarmayı kafasına koymuştu.
Margaret Beaufort, Elizabeth Woodville kadar seveceğiniz yada onun için üzüleceğiniz bir kadın değil. Ancak hikayesi ister istemez etkiliyor okurken. İnancı, azmi, hüzünlü aşkı ve oğlunu tahta çıkarma serüveni inanılmaz. hele bu hikaye Philippa Gregory'nin kaleminden çıkmışsa mutlaka okunmalı.



Spoiler:
Margaret ile Jasper Tudor'ın birlikte olamamalarına çok üzüldüm. Sanırım bunun sorumlusu Margaret'in annesiydi. Tam hatırlamadığım bir kaynak Margaret, jasper ile evlenseydi belki de Tudor Hanedanı olmazdı diyordu. Ama ben bu düşünceye katılmıyorum. Margaret Beaufort küçücük bir kızken de aynı inanç ve azme sahipmiş. Ayrıca Elizabeth Woodville laneti sanırım Tudor'ları gerçekten etkiledi.

19 Mayıs 2013 Pazar

Beyaz Kraliçe / The White Queen



Beyaz Kraliçe en etkileyici Philippa Gregory kitabı sanırım. İlk okuduğumda elimden bırakmak istememiştim. Genç Kral Edward'ı sevmemek, onun için endişelenmemek mümkün değildi. Philippa Gregory karakterlerini çok iyi anlatıyor ve sevdiriyor. Tabii Artemis'in harika çevirisini de göz ardı etmemek lazım. 2. kitap Kızıl Kraliçe çıktığında ikinci kez okudum White Queen'i. Ve Elizabeth Woodville'in öyküsü yine derinden etkiledi beni. Çocuklarına sahip çıkmaya çalışması, kocasına olan aşkı, olağan üstü hırsı,sahip olduğuna inandığı doğaüstü özellikler...  Kitapta ki en ilginç karakter Elizabeth'in annesi Jacquetta'ydı. Nehir Tanrıçası Melusina'nın soyundan geldiğine inanan Bedford Düşesi çok güçlü bir kadındı ve kızının en büyük destekçisiydi.
Beyaz Kraliçe Kuzenler Savaşı serisinin ilk kitabı. Plantagenet'ler ile Tudor'ların taht kavgalarını anlatıyor. Ne yazık ki Londra Kulesi'nde kaybolan prenslerin başına neler geldiği bugün hala gizemini koruyor. Tudorların en bilinen simaları  8.Henry ve Kraliçe Elizabeth'in öncesini merak edenler için inanılmaz bir seri. En çok meşhur Owen Tudor'la tanıştığım ve 8. Henry'nin annesinin kim olduğunu anladığımda mutlu oldum sanırım. Ve Genç Kral Edward güzel karısına verdiği sözü her tuttuğunda beni de gülümsetti. EE ne duruyorsunuz okuyun okuyun okuyun... 

28 Nisan 2013 Pazar

Artemis'ten MYTHPUNK Hareketi : Güller ve Dikenler / The Thorn and The Blossom

Hava sabah o kadar güzeldi ki dayanamadım dışarı attım kendimi:) Pazar sabahı nefis hava beni biraz farklı etkiledi sanırım ki aşk hikayesi okumayı pek sevmeyen ben bu kitabı rafta görür görmez almak istedim. Konusunu falan bilmiyordum ama nedense beni al diyordu inatla:) Minik, ciltli sevimli bir görüntüsü vardı kitabın ve onu okumam gerektiğini söylüyordu :)




Eve döner dönmez hemen başladım okumaya. Bir dilim kek ve bir fincan kahve eşliğinde elimden bırakamadan bitiverdi. Zaten 120 sayfa kadar mini minnacık bir kitaptı. Kitabın ilk tarafında Evelyn'in hikayesi anlatılıyor ve 60. sayfaya gelince bitiveriyor kitap. Hemen ters çeviriyoruz ve tekrar başlıyoruz okumaya:) Sırada Brendan'ın hikayesi var. Sanırım ilk olarak kimin hikayesini okuduğumuz pek bir şey değiştirmeyecektir. Konuyla ilgili başka bir şeyler yazmak istemiyorum. Çünkü hakkında hiç bir şey bilmeden okumak çok hoşuma gitti. Size de tavsiye ederim aynısını:) 


Theodora Goss ve mythpunk ile ilgili daha fazla bilgi için buyrun :)
"They would not live happily ever after, because no one did that.But they would be  together, and that was enough"

19 Nisan 2013 Cuma

Son Bekçi - Warcraft 3 / The Last Guardian

" Davetsiz misafir bir elini kaldırdı ve bir dizi ezgili sözcük mırıldandı. Kafiyeler ve ritimler ağzından önce kısık sesle, daha sonraysa gittikçe yükselerek, sonundaysa bütün sakinliği parçalayarak döküldüler. Uzaklardaki kurtlar bu ezgiyi duyup ona uluyarak karşılık verdiler.
Ve ayakları çamura saplanmış gibi duran, hayalet benzeri gencin görüntüsü derin bir nefes aldı, sırlarla dolu sırt çantasını yüklendi ve ağır adımlarla Medivh'in Kulesi'nin ana girişine doğru ilerlemeye başladı."

Warcraft maceram sona erdi. Son kitabı okumam biraz uzun sürdü ama bunda kitabın suçu yok. 10 gündür İstanbul'da oradan oraya gezip durduğum için her gece yorgunluktan sızdım ve okuyamadım. Bu serideki favori sıralamam 2-3-1 şeklinde oldu. Büyük Şef'e bayıldım. Son Bekçi'yi çok sevdim ve Ejderhanın Günü çok güzel bir kitaptı. Türkçe'ye yalnızca bu 3 kitap çevrilmiş Artemis Yayınları'ndan. Sunwell Üçlemesin'nden sonra okuduğum ilk Warcraft serisiydi ve 5 yıldan fazla süredir WoW oynayan biri olarak bu kadar geç okuduğum için kendime çok kızdım. Gerçi Alliance olarak oynamadığım için kitapları okurken bol bol wowwiki.com'a başvurmam gerekti. Son Bekçi, Trisfal'in son bekçisi, Magna Aegwyn oğlu, Sargeras'ı yenen gücün mirasçısı Azeroth'un koruyucusu ve en büyük büyücüsü Medivh'in hikayesini anlatıyor.
Medivh'in Kulesi Karazhan'a çırak olarak gelen Khadgar, Kirin Tor büyücüleri tarafından bilgi edinmesi için Medivh'in yanına çırak olarak gönderilmiştir. Karazhan kendi güçleri olan bir kuledir. Kulenin sebep olduğu görülerle Khadgar geçmiş ve gelecek hakkında bilgi sahibi olur. Bir gün gizemli kuleye elçi olarak Garona Halforcen gelir. Khadgar nasıl orkları düşmanı olarak kabul etmişse Garona için de insanlar düşmandır. Ancak her ikisi de öncelikle yaşlı, bilge, güvenilir ve birazcık deli büyücüye karşı geliştirdikleri sadakat ve güveni zamanla birbirlerine karşı da hissetmeye başlarlar. Bütün insanların ve bütün orkların aynı olmadığını kabullenirler. Ardından tehlikeli iblisleri Azeroth'a getiren Dark Portal'ı ve orkları getiren Gul'dan'ı kandıranın kim olduğunu araştırmaya başlarlar. Bu arada Ateş lejyonunun efendisi old god Sargeras'ın da kendi planları vardır. Ve ikili sadakatlerini sorgulamak zorunda kalırlar.
Son Bekçi etkileyici ve şaşırtıcı bir kitaptı. En yakın zamanda serinin devamını temin edip okuyacağım. Bu kitap ilk iki kitabın aksine tüm fantastik severlerce sevilecek, gizemli ve şaşırtıcı bir hikaye. Açıkçası benim gibi Warcraft Lore'una çok hakim olmayanlar şok geçirecekler.Ciddi ciddi PvP yerine daha çok PvE ağırlıklı oynamayı düşünmeye başladım. Karazhan'daki görüler çok etkileyiciydi. Moore karakter olarak iyi yaratılmıştı ve diyalogları beni bol bol gülümsetti. 
Medivh hakkında çok pis Spoiler:
Medivh'i daha kitabın başında çok sevdim. Benim için biraz deli ama güvenilir, gizemli, kibar, yaşlı ve fedakar bir adamdı. Özellikle talep etmediği bir güç için gençliğinin elinden alınması ve sürekli Azeroth'u koruması beni etkiledi. Hatta kitabın ortalarına doğru Lothar'dan şüphelenmeye bile başladım.Annesine kızdım Karazhan' daki görüler sonucunda.Sonuç ne oldu Dark Portal'dan herkesi getiren Medivh'miş. Büyücüleri öldüren oymuş, ilk anladığımda şok oldum. Yine de Sargeras'tan kurtulduğu ve davetsiz misafir olarak döndüğü için çok sevindim. Yalnız kitap bittikten sonra yaptığım araştırmalarda Med'an'ın yani şu anki Tirisfal Bekçisi'nin Medivh ve Garona Halforcen'ın çocuğu olduğunu öğrendim. Ayrıca Garona'nın Sargeras tarafından kontrol edildiğinden de bahsediliyordu. Sargeras'ın büyüsü sonucu bir kelime ile Dark Council tarafından kontrol edilmekteymiş.Bu kelimeyi Gul'dan ve bir kişi daha biliyormuş.Böylelikle suikastçi olarak kullanıyorlarmış Garona'yı. Birde kitabın sonunda Medivh'in yaptığı bir büyü sonucu Khadgar'ın da gençliğinin elinden alınması ironikti. I...am the reason for the Legion's return. Years ago, I brought the orcs to this world, and by doing so, I opened a path for the demons as well. For my sins I was murdered by those who I cared for most. Despite my death, war raged across the lands of the east for many years, leaving entire kingdoms devastated in its wake. Now at long last I have returned to set things right. I... am Medivh, The Last Guardian. I tell you now, the only chance for this world is to unite in arms against the enemies of all who live.
FOR THE HORDE

15 Nisan 2013 Pazartesi

Ejderhanın Günü - Warcraft 1 / Day of the Dragon



10 gündür evde olmadığım için bu yazıyı bir türlü yazamadım. Aslında Büyük Şef'ten önce okumuştum Ejderhanın Günü'nü. Warcraft kitaplarını bu kadar geç okuduğum için kendime çok kızgınım. Ama daha önce de söylediğim gibi WoW oynarken kitapları okuma fırsatı olmuyor ne yazık ki. Merak ettiğim bir sürü konuda bu kitaplar sayesinde bilgilendim. Okuması çok keyifli kitaplar ancak Warcraft evreniyle ilgisi olmayıp yalnızca fantastik kurgu okuyanlar çok severler mi çok emin değilim. Bir kaç yorumda daha küçük yaşlarda ki erkek okuyucular için olduğundan falan bahsedilmiş kitapların ancak buna kesinlikle katılmıyorum. 30 yaşında bir kadınım ve bayıla bayıla okudum. Star Wars, The Dark Tower, World of Warcraft, Vampire the Masquarede, Baldurs Gate, Torment:Planescape ya da herhangi bir D&D serisi yalnızca erkekler için değil. Ayrıca şişman da değilim erkeğe de benzemiyorum bu önyargılar beni deli ediyor. Neyse gelelim kitabımıza. Ejderhanın Günü, 5 Dragon Aspects - Görüntü hakkında ve elbette ki Rhonin Redhair ve Vereesa Windrunner'in hikayesi var. Deathwing; Nozdormu, Ysera, Alexstrasza ve Malygos'u kandırarak demon soul'u oluşturur ve güçlerinin çoğunu kaybetmelerine neden olur. Zamanlarının geçtiğine inanan ejderhalar kendi köşelerine çekilirler. Alexstrazsa ise orkların elinde esir tutulmaktadır. Alexstrazsa'nın durumunu gözetlemesi için Kirin Tor'un altısından biri olan Krasus tarafından görevlendirilir. Rhonin'e eşlik etme görevi ise genç ranger Vereesa'ya verilmiştir. Ancak Deathwing'in de Rhonin için kendi planları vardır. Hikayenin en zevkli kısımlarından biri elbette ki Arthas ile karşılaşmaktı. Ancak nefesinizi tutmayın küçük bir çocuk henüz :) Büyük Şef kadar sevmedim ancak çok güzel bir kitaptı. Rhonin nasıl Kirin Tor'un yöneticisi oldu anlamamın yanı sıra The Violet Citadel'de Veeresa Windrunner'ın da onun yanında olduğunu bilmek kitaptan daha fazla zevk almamı sağladı. Ah elbette Veeresa Windrunner, Banshee Queen Sylvanas Windrunner'ın kardeşi. Warcarft severler kesinlikle çok seveceklerdir.
FOR THE HORDE

Büyük Şef - Warcraft 2 / Lord of the Clans

" Gul'dan çağırdığında geldi ruhlarını karanlığa bilerek, hatta hevesle satmış olanlar. Tıpkı Gul'dan gibi, onlar da bir zamanlar büyük, ruhani varlıklardı. Bir zamanlar doğayı ve orkların onun içindeki yerini incelemişler, kırlardaki ve ormanlardaki hayvanlardan, gökyüzündeki kuşlardan, nehirlerdeki ve okyanuslardaki balıklardan bilgi edinmişlerdi. Ve bu döngünün bir parçası olmuşlardı. ne daha fazlası, ne daha azı...
Ama artık döngünün bir parçası değildiler."
Christie Golden inanılmaz bir yazar. Vampire of the Mists elinizden bırakamadığınız, hayali bir karakter olduğunu bile bile Jander'le gözlerinizin dolduğu, gülümsediğiniz müthiş bir kitaptı. Büyük Şef'te aynı hisleri yarattı bende. Son satırları okuyana kadar elimden bırakamadım. Keşke daha uzun yazsaydı, keşke daha çok anlatsaydı dedim okurken. Thrall'ün hikayesiyle tüylerim diken diken oldu, içim acıdı, gözlerim doldu, uğradığı haksızlıklara deli gibi sinirlendim, kim olduğunu öğrenince ya da halkı tarafından kabul edilince çok mutlu oldum. Karşımda gelişti sanki olaylar ben bir köşede oturmuş izliyordum her şeyi. 

Warcraft kitapları çok uzun bir süredir okunmayı bekliyorlardı. Ancak oyunu oynarken kitapları okuyacak fırsatı bulamadım hiç. Burada yazdıklarım çok tarafsız olmayacak üzgünüm. Thrall, Son of Durotan ve Sylvanas Windrunner en sevdiğim Warcraft karakterleri, hatta Thrall yerini Garrosh Hellscream'e bıraktığı zaman çok bozulmuştum. Hala Thrall'ün koltuğunda onu görünce sinirleniyorum. Köle, gladyatör, Drek'Thar'dan sonra kabul edilen ilk şaman, büyük savaş şefi ve klanların lordu, Frostwolf kabilesinin reisi Durotan oğlu Thrall. Karanlık ormanda ailesi katledilen minik ork vahşi hayvanlara yem olarak kaderine terk edilir. Tesadüfen onu bulan zalim Blackmoore tarafından yetiştirilir. Adı köle anlamına gelen Thrall olur. Taretha ile arkadaş olur, merhameti ve sevgiyi öğrenir ve ne yazık ki gözyaşını. Gladyatör olur, hor görülür, küçük bir hücrede büyür, okuma yazma öğrenir, sanata ilgi duyar, insanların dilini öğrenir ama halkının dilini bilmez. Ardından ailesini ve halkını aramaya gider. 
Çok Pis Spoiler:
Taretha'nın başına gelenler çok üzücüydü. Thrall'ün ona karşı hislerini Christie Golden öyle bir anlatmış ki. Blackmoore'dan zaten kitabın başında da hoşlanmıyordum sonuçta Thrall'e yaptıkları korkunçtu ama Taretha'ya yaptıklarını okumak gerçekten tüylerimi diken diken etti. En son zavallı kızın başını Thrall'ün önüne attığında göz yaşlarıma engel olamadım.

Hikayeyle ilgili daha fazla şey söylemeye gerek yok sanırım. Çok sevdiğim ve bir kaç kez daha sıkılmadan okuyacağım bir kitaptı. Okuyun okuyun okuyun :)
FOR THE HORDE