Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015 Perşembe

Kehanet Gecesi / Oracle Night


Aylar önce Hande ile kendimize hazırladığımız şahane listenin Kasım ayı kitaplarından ilki Kehanet Gecesi'ydi. 
Paul Auster okumaktan asla bıkmayacağım yazarlardan. Her defasında son sayfaya gelene dek yazarla kavga ediyorum, sinirleniyorum ama inanılmaz bir deneyim oluyor. Kehanet Gecesi ise ne yazık ki bunları yaşatmadı bana. Auster ile New York'u gezmek çok keyifliydi, diğer kitaplara göndermeler de öyle. Ama hikaye ve karakterler beni hayal kırıklığına uğrattı. İlk kez Paul Auster okuyacaksanız eğer bu kitabı pek tavsiye etmiyorum. Leviathan ve New York Üçlemesi ise muazzam.



31 Mart 2015 Salı

Yeşil Peri Gecesi



Kapak Kızı, uzun bir tren yolculuğundaki üç yabancının hikayesini, göz attıkları derginin kapağındaki soyunmuş bir kızla olan ortak paydaları üzerinden anlatıyor. Adı Şebnem olan bu kız, bir şekilde kahramanlarımızın hayatlarına etki etmiş ya da ediyor ve onlar onu kendi perspektiflerinden yargılarken biz de onların hikayelerini öğreniyoruz. Burada Şebnem ise bir nevi ayna görevi görüyor: Ona bakanların hikayesini anlatan bir araç. Dolayısıyla kitabı okurken kahramanları yavaş yavaş tanımanın yanı sıra Şebnem'i de fazlasıyla merak ediyorsunuz. Bu bakımdan çok değişik ve hoş bir kitap.

Yeşil Peri Gecesi'nde ise anlatma sırası Şebnem'e geçiyor. Meğer önceki kitabın aynası aslında göründüğü gibi değilmiş. Ve kapak kızının hayatının daha derinlerine indiğimizde orada bireyden aileye, aileden topluma derin bir yıkımla karşılaşıyoruz ve Şebnem'i tüm hatalarına rağmen kabullenip onu anlıyoruz. Kitabın oldukça içten ve vurucu bir anlatımı var. Özellikle Kapak Kızı ile yarattığı kontrast etkileyici.

Ayfer Tunç bu kadar geç tanıştığım için pişman olduğum yazarlardan. Bundan böyle kendisini takip edeceğim. 

Son olarak ufak bir not, ilk önce Kapak Kızı'nı okuyun, ardından Yeşil Peri Gecesi'ni. Muhtemelen Kapak Kızı'nı daha sonra okursanız pek bir anlam ifade etmeyecektir.


29 Ağustos 2014 Cuma

New York Üçlemesi / The New York Triology


Ufak tefek hikayelerini saymazsam bu Paul Auster’ın okuduğum ikinci kitabıydı. Özetle post-modern bir dedektiflik öyküsü denebilir galiba. Umarım. Daha doğrusu 3 tane. 

Okurken ne zaman elime almam gerekse içimi bir sıkıntı kaplıyordu, okumaya başladığımda ise bu defa elimden bırakamıyordum. Zaten yazarın amacı da bu heralde. Bilmiyorum. İlk okuduğum kitabı Levitathan’dı. Onu biraz daha çok sevmiştim. Daha fazla şey anlamıştım sanırım. Ya da hiçbir şey anlamamıştım? Onu da bilmiyorum. Malum yazan Auster olunca anlamak ve bilmekle ilgili sınırlar epeyce bulanıklaşıyor. Ve tabi kimlikler. Basit dedektiflik maceraları eninde sonunda karakterlerin takip ettiği kişileri daha yakından tanımaları veya anlamaya çalışmaları noktasında kontrolden çıkıyor. Daha fazlasını okuyup görün.

Paul Auster hikayelerini okurken genelde şöyle bir durumda buluyorum kendimi: “Ha kesin bu adam ordaki adam. O defter de öbür hikayedeki defter. Çok mantıklı ya, süper yazıyor herif.” Tabi sonunda hiçbir şey o şekilde mantıklı bir çözümlemeye ulaşmıyor. Ve ben de gıcık oluyorum. Sonuçta muhakkak aklımı kurcalayan bir şeyler kalıyor. Belki bu noktada Auster hikayelerine biraz sinir oluyorum bile diyebilirim. Daha kesin cevaplar arıyorum galiba okurken. Özellikle bu kitaptaki “aslında bu hikayeler birbirine bağlantılı ama belki de değildir” tınısından pek hoşlanmadım. Ama bir bildiği vardır heralde Paul Bey’in.


Sonuçta tartışmalı yönlerine rağmen okunmaya değer buldum. Yine de bence Leviathan daha iyiydi. Paul Auster’ı daha yakından takip etmeli miyim bilmiyorum. Siz de okuduğunuzda takdir edeceksiniz ki bu takip hikayelerinin sonu pek hayırlı bitmeyebiliyor :-)

15 Haziran 2014 Pazar

Uğultulu Tepeler / Wuthering Heights


Is Mr. Heathcliff a man? If so, is he mad? And if not, is he a devil?



Uğultulu Tepeler'in hangi filmini izlersem izleyeyim hiç bir zaman içime sinmez. Hep bir şeyler eksiktir sanki. Hayalimdeki Heathcliff o kadar farklıdır ki kim olursa olsun eksik alır. Elbette Cathy için de geçerlidir aynısı... Hep memnuniyetsizlikle izlerim, kalbim kırılır. Herkesin kendi Heathcliff'i ve Cathy'si vardır. Perdedeki uymaz bir türlü hayallere... Çevirilerini okurken bile kitabın, aynısını hissederim, bir şeyler eksilmiştir, hiç içime sinmez. 
Dünyanın en güzel hikayesidir Wuthering Heights, mutlu bir aşk değildir elbette, kalp kırar. Karanlık, hüzünlü, depresif bir hikayedir. Kasvetlidir Uğultulu Tepeler. Huzur bulamayan ruhların dramını anlatır. Rüzgarların uğultusunu duyarsınız okurken, karanlık ve nefret içinize işler. Heathcliff'i seversiniz, Heathcliff'ten nefret edersiniz, Heathcliff için üzülürsünüz. Onların ruhlarıyla huzur bulur sizin de içiniz.
Hastalıklı bir aşkın ne olursa olsun tatmin etmeyen intikamını anlatır. Ne yazık ki daha fazla yazmamış Emiy Bronte, tek kitabı Wuthering Heights. İlk basıldığında yer yerinden oynamış uygunsuzluğu sebebiyle. Gotik edebiyatın en güzel örneklerinden biridir Wuthering Heights, tepedeki evde çaresizce izlersiniz karakterleri, anlayamazsınız yaptıklarını Heathcliff'in, kabullenemezsiniz ama kızamazsınız da ona, üzülürsünüz yalnızca...





2 Mayıs 2013 Perşembe

Hayvan Çiftliği / Animal Farm

Bazı kitaplar hakkında bir şeyler söylemek gereksizdir. Hayvan Çiftliği de onlardan biri. Ben şanslı bir çocuktum ve bu güzel hikayeyle küçücükken Doğan Kardeş sayesinde tanıştım. O zamanlar Doğan Kardeş dergisinde Hayvan Çiftliği çizgi roman olarak yayınlanırdı. Yıllar geçiyor tekrar tekrar okuyorum ve hala içim ürperiyor, hala gözlerim doluyor, hala bir karamsarlık sarıyor içimi. Okuyun, okutun... 1984'ü okumadıysanız eğer mutlaka onu da okuyun.
" All animals are equal. Some animals are more equal than the others."

23 Ocak 2013 Çarşamba

Foucault Sarkacı (Il Pendolo Di Foucault)



ARKA KAPAK YAZISI
Eco' nun ilk romanı olan gülün adı gibi, bu ikinci romanı Foucault Sarkacı da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "eco-roman" diye nitelemek. 

Foucault Sarkacı, çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. bu da, romana değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. 

Foucault sarkacı, kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: pozitif bilimin yanı sıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla. Çevirmen Şadan Karadeniz' in notu.


Foucault Sarkacı sonunda bitti. Uzun, sancılı, yorucu bir okuma süreciydi. Kitapla ilgili yorumlara baktığım zaman kızıyordum açıkçası ' mutlaka okunmalı' , 'çok sıkıcı' , 'müthiş' gibi yorumlarla karşılaştım ve hiç birinde neden sorusunun cevabı yoktu. Ancak şu anda bende ne yazacağım konusunda kararsızım. Kitabı tavsiye etmeli miyim?  Tabii ki. Sevdim mi? Bayıldım. Anladım mı? Emin değilim. Sanırım bir kez daha okumalıyım ben Foucault Sarkacı' nı. Umberto Eco'nun okuduğum ilk kitabı Foucault Sarkacı. Eco romanında  tapınakçılardan, haşhaşinlerden, kabaladan, giz bilimden, pozitif bilimden, büyücülük ve daha bir çok kavramdan bahsediyor. Casaubon, Belbo ve Diotallevi kahramanlarımız... 
Dan Brown romanlarını okuduğunuz gibi rahat rahat okuyabileceğiniz akıcı bir kitap değil Foucault Sarkacı. Çeviri ödülü almış ancak çeviri beni çok zorladı. Herhalde en sinir olduğum kelime 'kuttören'di. Ritüel gibi bildiğimiz kullandığımız benimsediğimiz bir kelime varken neden? Ah tabi birde sözlük sorunu var ve dipnotlar. Sayfa sonu yerine kitabın sonuna yerleştirilmiş sözlük. En sonunda sözlüğe bakmayı bıraktım ve devam ettim. Kitabı okurken öğrenmek istediğim bir sürü şey oldu. Yavaş yavaş araştıracağım hepsini. 
Her şeyin her şeyle bağlantısı olduğunu anlatıyor Eco. Tarihin sadece bir bakış açısından ibaret olduğunu. Pişmanlığın insanda bir ömür boyu nasıl saplantı haline gelebileceğini anlatıyor. Ve bir plan kurduğunuzda onun sizi bir noktada çok fena haklı çıkaracağını anlatıyor. Ve hikayesini  ironik ve muhteşem bir sonla bitiriyor.
Ve Minnie, Mickey Mouse'un nişanlısıdır.